Chatbot’ların Sağladığı 5 Önemli Fayda

Chatbot’ların Müşteri Etkileşimine Sağladığı 5 Önemli Fayda

Öncelikle Chatbot nedir diyerek başlayalım… Belki aramızda adını duymuş ancak tam olarak ne olduğunu ne işe yaradığını bilmeyen yeni teknoloji severler katılmış olabilir.

Chatbot’lar genel olarak, hizmet sektöründe potansiyel müşterilere veya kullanıcılaara destek olmak amacıyla tasarlanmış, yazılı veya sözlü insan konuşmasını taklit eden yazılım uygulamalarıdır diyebiliriz.

Son yıllarda Chatbot teknoloji’si hızla bir şekilde gelişti ve gelişmeye de devam ediyor.

Değişen müşteri beklenti ve ihtiyaçları nedeniyle sonuç olarak özellikle müşteri hizmetleri tarafında oyun da değişti.

Müşteriler daha hızlı cevap ve daha hızlı çözüm beklediği gibi insan müşteri temsilcileriyle konuşmak da istemiyor.

HubSpot çalışması insanların % 71’inin sorunlarına hızlı çözümler istedikleri için mesajlaşma uygulamalarından yardım almayı tercih ettiğini gösteriyor.

Bir çoğumuz hayatımızda en az bir kez alışveriş yaparken veya bir hizmet hakkında bilgi toplarken müşteri destek için sunulan canlı sohbet servisini kullanmışızdır ve sohbet ettiğimiz “kişinin” bir robot olup olmadığı konusunda şüpheye düşmüşüzdür.
Açıkçası bazı firmalarda ben düştüm:)

Chatbotlar artık bir gerçek ve dijital dünyamızdaki yerlerin aldılar. Makine öğrenimi alanındaki gelişmelerle birlikte hayatımızdaki yerler daha da sağlamlaşacak.

Peki bu teknolojinin şirketlere sağladığı faydalar nelerdir?

Neden firmalar chatbot teknolojisini tercih ediyorlar diye baktığımızda global araştırmalara göre işte
Chatbot’ların Müşteri Etkileşimine Sağladığı 5 Önemli Fayda :

1. 7/24 Müşteri Desteği
2. Hızlı Çözüm Sağlaması
3. O Bekleme Süresi ile Basit Sorulara Doğru Cevap Verme
4. Kişiselleştirilmiş Müşteri Hizmetleri Deneyimi Sağlaması
5. İlgili Ürün ve Hizmetler için Çapraz Satış İmkanı

Chatbot’ların, önümüzdeki yıllarda birçok alanda daha çok karşımıza çıkacağına emin olabilirsiniz.

Açıkçası, benim için yaptıracağım işlemimin hızlı, güvenli ve doğru bir şekilde yapıldıktan sonra hiçbir sakıncası yok:) Sizin için var mı? Görüşlerinizi aşağıdaki iletişim formundan yazabilirsiniz.

Son olarak,bildiğiniz üzere içerikleri sizlerden gelen geri bildirimler ışığında kısa, net ve kolay okunabilir bir şekilde paylaşıyorum.

Önerileriniz için hiç çekinmeden bana her zaman yazabilirsiniz.

Bir başka paylaşımda görüşmek üzere.

Sevgilerimle,

Turgut Erkaynak

Akıllı Telefonların Yakın Tarihi & Android’e Nasıl Geçtim?

Satış Kanalları Yönetimi, Müşteriye Gidiş ve Pazar Stratejileri konusunda uzman olan Turgut Erkaynak, Türkiye’nin önde gelen Gruplarında kazandığı Satış & Pazarlama & Yönetim alanındaki 15+ yıllık bilgi ve tecrübesini yüksek bir motivasyonla açık bir kaynak olarak sunmaktadır.

Akıllı Telefonların Yakın Tarihi & Android’e Geçiş Rehberi

2018 Mart ayı itibariyle iphone kullanmayı bıraktım ve Android tabanlı bir akıllı telefona geçtim.

Bu yazıda benim bakış açımla,akıllı telefonların yakın tarihini ve 1 haftadır kullandığım Android deneyimimi bulacaksınız.

Haydi başlayalım…

2008 yılından beri Apple iphone kullanıyordum. 2008 öncesinde ise iş dünyasında yoğun olarak kullanılan BlackBerry telefonum vardı..
Andorid deneyimimi anlatmaya başlamadan önce biraz akıllı telefon dünyasının yakın geçmişine de bakacağız. Tabiki benim bakış açım ve deneyim gözlüğümden..

Akıllı telefonların ilk döneminde 4 marka ve 4 farklı platform ve işletim sistemi vardı…
Uygulama reklamları veya geliştirilen hizmetler için Nokia,BlackBerry, iPhone ve Samsung’un taşıdığı Android için reklamlar verilir ve alt bölümde 4’ünün logosu yer alırdı.
Bu noktada Samsung’un 2009 Haziran ayında Android kullanmaya başladığını belirtmek isterim.

İlk iPhone modeliyle birlikte Apple Mobil pazarı değiştirmeye başladı.
BlackBerry iş dünyasında yoğun olarak kullanılıyordu. E-posta konusunda başarılı olması tercih edilmesini sağlıyordu. E-postaların da Kanadadaki kendi sunucularından da mutlaka geçtiğini yeri gelmişken paylaşayım.

IT yöneticileri BlackBerry sistemini güvenli bulduklarını söylerdi.Bu nedenle iPhone’un kurumsal kullanıma geçişi Türkiye’de bence biraz gecikmiştir.
BlackBerry e-posta dışında web tarafında iyi değildi. iPhone ilk modelinde kes,kopyala, yapıştır özelliği yoktu

 

 

 

Kamerası 2 MegaPikseldi. Ancak ciddi bir yıkıcı inovasyon yaparak pazara hızlı bir giriş yapmış ve kısa sürede önce bireysel daha sonra da kurumsalda tercih edilir noktaya gelmişti.
Kolay arayüzü, hızlı web kullanımı ve medya alanını dönüştürmesiyle rakiplerini geride bıraktı.Çok kolay bir kullanımı vardı.Aç ve kapa..Ayrıca internet paylaşımı yapabilmesi o dönemlerde mobil internet için kullanılan wınn satışlarını dahi etkilemişti.

Zaman içinde ki 1-2 yıl diyebilirim BlackBerry rekabete cevap veremedi ve yeni bir Nokia oldu.Geliştirilen uygulama ve servislerin reklamları önce 3(nokia gitti) sonra da 2 platform için çıkıyordu. Android ve iOS.

 

 

 

 

Android Apple’ın farkettiği ve dönüştürdüğü sektörleri henüz kavrayamadığı için Apple çok daha ön plana çıkmıştı.

Apple olmasaydı gerçekten polifonik zil sesleri,wallpaper yüklemeleriyle haşır neşir olan kullanıcılar olacak ve büyük bir aydınlanma yaşayamayacaktık.

Bugün inanılmaz büyük bir pazar haline gelen ve dünya üzerinde yüz binlerce insanın geçimini sağladığı mobil aplikasyon geliştirme işi belki de olmayacaktı.

O dönemde Apple ayrıca yüksek marka algısı nedeniyle de çok tercih edilir duruma geldi.
IT yöneticileri üst yönetimlerden gelen yoğun talebe de fazla direnemedi.2009-2010 yıllarında üst yönetimlerde Mac ve iPhone ikilisini kullanmak bir prestij ve moda olmuştu diyebilirim.

Buraya kadar paylaştıklarımı birkaç önemli görselle de desteklemek de fayda var.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

2001’de ilk ipod ,2003 yılında itunes store ve 2008’de App Store ile telekomünikasyon sektöründe önemli bir kavram olan Yakınsama (Convergence) iphone ile gerçeğe dönüşüyordu.

Apple Steve Jobs’ın Liderliğinde müzik,film,telekomünikasyon gibi birçok önemli sektörü yeniden tanımlıyor ve kişilere daha önce yaşamadıkları bir kullanıcı deneyimi sunuyordu.Yıkıcı inovasyonun gücü de buradan geliyordu.

Bu noktada birçok kişinin hayatını değiştiren Steve Jobs’un da hakkını teslim etmeliyim.En az 5-6 lokomotif sektörü yeniden tanımladı.Dünya üzerinde kullanıcı veya sektör çalışanı milyonlarca insanın deneyimini değiştirdi ve Apple onun vizyonerliğiyle dünyanın en değerli şirketi konumuna geldi.Kasasındaki nakit varlığı Türkiye dahil birçok ülkenin sahip olmadığı düzeydeydi.2011 yılında vefat ettiğinde sadece dünyanın en değerli şirketini değil önümüzdeki 5-6 yılın da plan,vizyon ve ürün tasarımlarını miras olarak bırakmıştı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Görüşüm,Tim Cook bu mirası kullandı ve artık bitti.

2008’de iphone ve 2010’da iPad kullanmaya başladım. İpad iphone rüzgarından sonra başlı başına yıkıcı bir inovasyondu ve Apple’ı yakalamak isteyen rakipleri önemli bir darbe daha alıyordu.Tablet satışları patlama yaşıyordu.Bu arada mobil internette 3G’nin Türkiye’de 2009 yılında başlamasının da bu gelişmelerde katkısı büyük.

Pazarın ne kadar büyüdüğünü anlatabilmek adına şöyle bir örnek vereyim. İpad’in satış rekorları kırdığı o dönemde,iş ortaklığı yaptığımız Türkiye’nin önemli ve büyük bir Apple bayisi şöyle diyordu:
“20 yıldır Apple işi yapıyorum.İlk defa şimdi bunca yıllık emeğim karşılığını buldu”.

Tablet ile Steve basılı yayıncılığı da derinden değiştirerek dijital yayıncılığın önünü açıyordu.

O dönemde 2012 yılında görev yaptığım Teknoloji firmasında Türkiye’nin ilk tablet dergisini örnek olarak çıkarmış ve basılı yayıncılık alanındaki dergi ve gazetelere de dijital yayın alanında birçok proje yapmıştık.Tüm sektör yeniden şekil buluyordu.

Tablet Dergide yer alan video röportajıma buradan ulaşabilirsiniz

 

 

Bugün geldiğimiz noktada tablet eski cazibesini kaybetti ve satışları yerinde sayıyor. Apple’ın da iphone,ipad gibi sektörleri değiştirici güce sahip bir ürün ortaya koyamadığı da önemli bir gerçek…

Apple konusunda çok uzman ve içeriyi bilen sözü muteber bir Arkadaşım apple’ın Mac ve iOS yazılım mimarisinde önemli değişiklikler yaptığını ve bu sancıların nedeninin bu çalışmalar olduğunu belirtse de Steve sonrasında bence gerileme dönemi başladı ve Samsung’un Liderliğinde Android aradaki mesafeyi hızlıca kapattı.Donanımsal olarak da Android tabanlı akıllı telefonlar iyi özelliklerle gelmeye başladı.

iOS basit ve kullanıcı dostu arayüzünün dışında App Store nedeniyle oldukça güvenli bir durumda.Bu fikrim Andorid’e geçmiş olmama rağmen aynı. Google Play Store daha denetimsiz ve virüslü uygulamalarla karşılaşmak mümkün.

İlk dönemde Apple  App Store’u ekosistem için önemli bir platform olarak da çok iyi sunmuştu ve ekosistem gücüyle de 1-2 yıl daha rekabeti iyi bir şekilde yönetti.Bugün ise Google yaptığı ataklarla aradaki mesafeyi kapattı.2015 yılında duyurduğu Android One ve telefon üreticileriyle yaptığı işbirliğiyle daha derli toplu ve güvenli bir platform olma yolunda ciddi adımlar attı.

Konuyu fazla uzatmadan esas konumuza gelebiliriz.

Android’e nasıl geçmeye karar verdim ve neden geçtim?

Bu noktada her akıllı telefon kullanıcısının kendine sorması gereken önemli bir soru var:

Akıllı Telefonumu Hangi Amaç için Kullanıyorum?

Kişilere göre kullanım amacı değişebilir..Fotoğraf çekmek,Sosyal Medya Kullanımı,İş amaçlı,Chat,internet,video vb.

Statista gibi önemli bir kaynaktan Akıllı Telefonların En çok ne için kullandığını değerlendirmemizde fayda var.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Araştırmalar kullanıcıların büyük oranda benzer nedenlerle akıllı telefon kullandığını gösteriyor.

  • E-Posta
  • Sosyal Medya
  • Online Video İzleme
  • Haber Okuma
  • Anlık Mesajlaşma

İlk 5 kullanım bu şekilde.

Buradan hareketle ve akıllı telefon markalarının üst segment modellerinin fiyatlarının çok yükseldiğini düşündüğümüzde fiyat/performans oranı çok daha önemli bir hal alıyor.

Kullanılmayan özelliklere ek para verilmesi üzücü.

Ya da sadece marka değeri nedeniyle veya gösteriş amacıyla kişisel bütçesinin çok üzerindeki bir telefon modelini kullanmak bana pek de doğru gelmiyor.

Akıllı telefonlarda kredi kartı taksit ile alabilmek de hali hazırda mümkün değil.Bu durum da banka kredisi veya GSM operatörlerinin kendi sunduğu finansal çözümler mevcut.

Banka Kredisi kullanabilmek için belirli bir kredibilite ve maaş geliri söz konusu.

Lise,üniversite öğrencisi olan genç bireylerin henüz bu aşamada olmamasının aileler üzerine ek bir yük getirdiği de aşikar.

Dolayısıyla fiyat/performans rasyosu daha da önemli oluyor.

Benim kişisel kullanımım da Statista’nın araştırma sonuçlarında olduğu gibiydi. Çok farklı bir noktada değildim.

E-posta,anlık mesajlaşma,bulut depolama,resim düzenleme,tasarım araçları gibi kullandığım ios uygulamaların hepsi güvenli bir şekilde Google Play Store’da da vardı.

Telefonumu yoğun olarak kamera özelliği için de kullanıyordum.Hali hazırda kullandığım telefon modelim iphone 5S idi. Çıktığı zaman almıştım ve dönemin üst segment modeliydi.

Kıyaslamalarımı da bu çerçevede yaptım. 8 Megapiksellik bir kamerası vardı.1 GB RAM’e sahipti.

Apple’ın son dönemde büyük tepki alan ve marka değerini kullanıcılar nezdinde olumsuz etkileyen eski telefonların performansını düşürmesi ve özür niteliğindeki pil değişim kampanyası gibi sebepler de sevdiğim ve bağlılık istediğim Apple’ı bırakmamda etkili oldu.

Artık,Steve’in tutkuyla,bilgiyle ve inovasyonlarla yönettiği o eski Apple olmadığını da düşünüyorum.

Dolayısıyla,en önemli konu olan işletim sistemi,yazılım tarafında kullandığım uygulamalar açısından bir fark olmadığına kanaat getirdim.

Geriye,donanım ve 10 yıllık bir kullanıcı alışkanlığı olduğu için Android’e adaptasyonum sözkonusuydu.

Donanımsal olarak değerlendirdiğimde,(kullandığım iphone 5s’e göre) birçok akıllı telefon markası kullanabileceğimi fark ettim. Mevcut telefonumun eskimiş olması nedeniyle birçok markanın giriş segmenti ürününde bile kamera,RAM,depolama kapasitesi,ROM çok daha iyi noktadaydı.

Bu durum karar alma sürecimi hızlandırdı.Bakış açım şu oldu:
“Şuanda kullandığım bu telefonla ihtiyaçlarımı karşılayabiliyorum .Yeni alacağım 1.000-1.500 lira olabilecek donanım özellikleri daha iyi olan bir telefon zaten karşılayacaktır.”

Pazar araştırmalarında 999TL’ye yerli olan bir markamızın 3GB RAM,32 GB depolama,13 MegaPiksel Kamera özellikleriyle yeni bir modeli olduğunu da gözlemledim.

Telefon alacak kullanıcıların mutlaka bu değerlendirmeleri yapması gerektiğini düşünüyorum.Kurumsal şirketler nasıl satın alma yaparken kazanıyorsa bireysel kullanıcıların da kullanım amacı,fiyat/performans oranı gibi kriterleri önemle değerlendirmeleri gerektiğine inanıyorum.Toplumsal açıdan da bu gerekli.

Kullanım amacının üzerinde ödenen paralar sadece iyi görünmek ve “BEN” bu marka telefon kullanıyorum diyebilmek için olduğu çok net.

Donanımsal olarak bir sorun yaşamayacağımı gördükten sonra Android’e kolay adapte olabileceğim ve arayüzü kolay olan,stabil çalışan,güncellemeleri müşterilerine hızlı sağlayan,global ölçeği olan bir marka/model aramaya başladım. Tabi ki fiyatı da yüksek olmamalı ve optimum olmalıydı.

Bu noktada;iOS işletim sisteminin en büyük özelliği hızlı ve stabil bir şekilde çalışması.Bu özelliği ise hem donanım hem de yazılımı kendisinin üretmesinden geliyor tabi ki.

Andorid’e baktığımızda,donanım ve yazılım üreticileri Google hariç farklı. Her marka Android’in ham halini alıp üzerine kendi arayüzlerini yazıyor ve kullanıcı deneyimi sunuyorlar.

Belirli bir kullanım süresinden,uygulama yükleyip kaldırdıktan sonra ara yüzlerde belirli yavaşlamalar takılmalar olduğu bir gerçek.

Her markanın iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamak amacıyla geliştirdiği farklı  arayüzler söz konusu:

  • Samsung  – TouchWiz
  • Huawei – EMUI
  • Google Pixel – UI
  • HTC – Sense
  • LG – UX
  • Sony Xperia – UI

4305 kişiyle yapılan bir araştırma anketine göre de favori arayüzler şu şekilde

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tüm bu araştırmalarım ve değerlendirmelerim sonucunda Huawei markasının Mate 10 Lite modelini almaya karar verdim.

Şuana kadarki deneyimim gayet başarılı.Herhangi bir takılma,donma sorunu yaşamadım.

Telefon Android 7.0 Nougat ile geliyor. Android 8 Oreo ile gelen farklı telefonlar olmasına rağmen daha önce belirttiğim donanım+yazılım fiyat/performans değerlendirmeme göre ve Huawei Türkiye ile yaptığım görüşmeler sonrasında 8’in geleceğini öğrenmem sonrasında bu şekilde karar verdim.

Arayüz başarılı.Daha da önemlisi telefonun uygulamalarının bulunduğu ana ekrandayken hiçbir yadırgama yaşamadım.Alışmam gereken sadece ayarlar bölümü ve android’in kendine göre olan jargonları oldu.

Launcher başarılı.Tema seçenekleri yeterli ve çekmece denilen bir özellikle ios gibi ayarlanabiliyor.

Ayarlar bölümüne alışmak gerekiyor nedeni ise apple’ın kullanıcılarına birçok özelliği kapatmış/paketlemiş olmasından dolayı detaylar görülemiyor.Biraz bilgisayar ve teknik konulara hobi düzeyinde ilgisi olan kullanıcılar rahatlıkla uyum sağlayacaktır.

Bu anlamda Andorid ios’a göre daha özgür ve kullanıcıların kontrol edebildiği bir dünya.

Şuana kadar tek aradığım uygulama imovie oldu.Bunun da alternatifleri tabi ki mevcut.

Telefon açıldığında ilk yaptığım şey kullandığım uygulamaları yüklemek oldu.

Twitter,Linkedin,İnstagram,whatsapp,Google+,Dropbox,evernote,Box,OneNote,Buffer,Canva,Adobe,
Uber gibi kullandığım daha birçok uygulamayı güvenli bir şekilde yükledim.

E-posta programı olarak da Gmail uygulamasını tercih ettim. POP3,İMAP 6 farklı hesaba sahip olduğum için hepsini bu uygulamada rahatlıkla birleştirebildim. Outlook kullanmadım.Sol menüsü karışık ve gelen postalar ikonlardan dolayı tek bir ekranda net anlaşılmıyordu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Rehberi icloud üzerinden dışarı aktarmak ve yeni telefon rehberine kaydetmek ise son derece kolaydı.

Bu arada Huawei markasının resim,video gibi eski telefonda olan verileri yenisine aktarmak için phone clone adında güzel bir uygulaması olduğunu da paylaşmak isterim.Ben kullanmayı tercih etmedim.

Uzun yıllar İphone kullandığım için beynim Apple’ın belirlediği zil ve bildirim seslerine göre kodlanmıştı.Doğal olarak mail,sosyal medya,whasapp gibi uygulamaların yeni bildirim seslerine adaptasyon belirli bir zaman alıyor.

Yine telefon ilk açılışında eski bildirim alışkanlığınıza göre Android telefonda bildirimlerini ayarlamanız gerekiyor. iOS’ta olduğu gibi uygulamaların üzerinde sayı olarak gösterilen rozetler olan uygulamalar olduğu gibi(whatsapp,Linkedin) olmayanlar da(instagram,twitter) var.

Telefonun ana ekranındayken yeni hangi bildirimleri aldığınızı tam olarak anlayamayabilirsiniz. Kullandığım EMUI arayüzlü Android telefonda telefonun üst bölümünden aşağıya doğru çektiğinizde tüm bildirimleri de görebiliyorsunuz.Tercih ettiğiniz uygulama bildirimlerini de örneğin Sağlık,fitness,Evernote hızlı not ekle gibi buradaki bildirim alanına sabitleyebiliyorsunuz.

Klavye olarak swiftkey’i yükledim ancak Google’ın Gboard’unu kullanmayı tercih ediyorum. Kendimi iostan daha hızlı yazarken bulduğumu belirtmek isterim.Tabi ekranın daha büyük olması ve kalın parmaklarımın daha az tombul parmak hatası yapmasının da önemli bir etkisi var.

Gboard zaman geçtikçe öğreniyor ve işinizi daha kolaylaştırıyor.

Uygulama özelinde bir değerlendirme yapacak olursam,burada da sonuçlar oldukça tatmin edici.Çünkü,kullandığım uygulamaların birçoğu resimler,bulut depolama seçenekleri gibi önemli araçlarla çok daha iyi bir entegrasyon içinde.

Örneğin;anroid twitter uygulamasında bir resim eklemek çok daha kolay ve kullanışlı.Bulut depolamadan direkt olarak bir resmi ekleyebiliyorsunuz.

Twitter Android uygulamasında menüler üst tarafta. En kötü kısmı ise ios’ta olan ama android uygulamasında olmayan ise daha önce post olarak paylaşılmış bir videoyu tekrar paylaşma imkanının olmaması.

Genel olarak,benim kullandığım uygulamalar özelinde Android versiyonları arayüz ve derinliği açısından ios uygulamalarında göre iyi bir kullanıcı deneyimi,kolaylık sunuyor.Bu açıdan çok beğendim.

Bir tek Buffer hariç. Buffer ios versiyonu daha iyi.

 

 

 

Yazım,Yeni telefon alacak kişilere veya yüksek ücret ödemeden fiyat/performans açısından pişman olmak istemeyenlere umarım yardımcı olur.Amacımın, kendi deneyimlerinden ve yaşanmışlıklarımdan oluşan bilgiyi objektif ve hiçbir markaya zarar vermeden paylaşmak olduğunu da tekrar belirtmek isterim.

Benim gibi ios’tan Android’e geçmekte endişe duyanların bence hiç endişelenmesine gerek yok, rahatlıkla geçebilirler.

Sonuç olarak,her kullanıcı kendi süzgecinden geçirerek kendine göre en doğru kararı verecektir.
Ben teknik bir uzman değilim ancak teknoloji alanında uzun yıllar geçirmiş deneyimli bir profesyonel olarak kullanıcı deneyimi açısından değerlendirebilirdim ve öyle de yaptım.

Sevgi ve Saygılarımla,

Turgut Erkaynak

Pazarlama İletişim Stratejileri ve Yeni Medya Türleri

 Pazarlama İletişim Stratejileri ve Yeni Medya Türleri

Günümüzde KOBİ veya büyük şirketlerin en büyük sorunlarından biri yeni bir Müşteriye ulaşabilmektir.

Herkes yoğun.. Kimse randevu vermek istemiyor ve B2B’de satın alma yapacak kurumlar büyük oranda dijital dünyada araştırma yapıp kararını çoktan vermiş de oluyor..

Her şeye rağmen Ticari Kurumlar var olma amaçlarını yerine getirebilmek için müşteriye bir şekilde ulaşmak ve ürün/hizmetlerini satmak ister.

Bu noktada,geçmişten bugüne kadar modası hiçbir zaman geçmeyen ve gelecekte de geçmeyecek olan sihirli bir araç kullanılır.
B2B veya B2C müşteri kitlesine ulaşırken iletişim en önemli araçtır.

Gelişen Teknolojinin desteğiyle İletişim ve iletişim stratejileri yoluna evrilerek devam ediyor.Geleneksel iletişim yöntemlerinin yanında markaların kullanabileceği birçok yeni İletişim Kanalı bir fırsat olarak oluştu.

Günümüzde, Bir marka sahip olduğu dijital elementleri ne kadar etkin kullanabiliyorsa müşteriye ulaştıracağı mesajı da o kadar etkili oluyor.

KOBİ veya büyük kurumlara kadar hepsi de doğal bir kaynak olarak bu iletişim kanallarından bazılarına sahip üstelik.

Pazarlama İletişim Stratejileri ve Yeni Medya Türleri

 

Peki kurumlara itibar yönetiminden,satışa kadar değer katacak bu iletişim kanalları hangileri?

 

  • Markanın Kendisine Ait Medya
  • Paralı Medya
  • Kazanılmış Medya
  • Paylaşılan Medya

Bugün sizlerle Markanın Kendisine Ait Medya hakkında paylaşımda bulunacağım.Bunun nedeni ise her kurumun öncelikle kendiyle ilgili bazı çalışmalar yaparak işe başlaması gerektiğine inanmam.

Kendi ödevini yapmadan, Müşteriyle nasıl iletişim kuracağını ve nasıl ulaşacağını,hangi mecrada hangi mesajı vereceğini belirlemeden,herşeyden önemlisi stratejisini kurmadan diğer iletişim kanallarını kullanmak anlamsız.

Plansız olduğu için de boş yere para harcamak,kötü marka algısı oluşturmak ve bilgi kirliliğine neden olacaktır.

İyi bir planlama ve iletişim stratejisiyle her marka kendi itibarını kendisi yönetebilir. Kendisine ait olan Medyada çok küçük bütçelerle paylaşılmak istenen hikaye istenildiği biçimde anlatılabilir.

Burada en önemli nokta içerik üretimidir.

Müşteri kazanmanın en iyi yolu içerik üretmektir.Kaliteli ve doğru içerik.

 

Sürdürülebilir kaliteli ve değer katan içeriklerle marka, hikayesine önemli ölçüde değer katıp,itibarını pozitif şekilde yöneterek müşteri tarafında alanında ilk akla gelen şirket olmayı sağlayabilir.

Markanın Kendine Ait Medya Mecraları ve içerik türleri

  • Web sitesindeki içerikler
  • Bloglar
  • Faliyet gösterilen sektörle ilgili paylaşılan raporlar,
  • İş Ortaklarına,Müşterilere yönelik düzenlenen webinerler,
  • E-kitaplar,
  • Çağın trendi videolar,
  • Bültenler,

Hedeflenen doğrultuda kullanılabilecek araçlardır.

Kurum, müşteri tarafındaki pozitif algıyı yönetirken Kendine Ait Medya’da

  • Müşteri Hikayeleri,
  • Çalışan Hikayeleri,
  • Konusunda Uzman olan kişilerden İçerikler

oluşturarak daha bütünleştirici ve katılımcı bir yol izlenmesi daha büyük kitlelere ulaşılmasında fayda sağlayacaktır.

İletişim mecralarını çeşitlendirmek olası bazı riskleri de ortadan kaldırılmasında yardımcı olur.

Örneğin,sosyal medyada yaşanacak bir kesinti,trend değişikliği,müşterinin farklı platformu tercih etmesi gibi durumlar şirketin içerik anlamında etkilenmemesini sağlar.

Daha sonraki yazılarımda yer vereceğim Paylaşılan Medya içerisinde yer alan Sosyal Medya, içeriğin saklandığı kanal değildir,farklı ortamda üretilen içeriğin dağıtıldığı platformdur.

Nihayetinde sosyal medya tercihleri hızlı bir şekilde değişebiliyor.Facebook’u yeni jenerasyonun tercih etmemesi gibi veya snapchat gibi bir anda ortaya çıkıp, hızla yükselen yeni mecraların müşteri etkileşimini değiştirebilmesi gibi. Hatta ve hatta yeni jenerasyonun daha çok Whatsapp gruplarına çekilerek Dark Social’ın büyümesinde etkili olması gibi.

Kendine Ait Medya’da en çok sevdiğim nokta,içerik tamamıyla kuruma ait.Kendiniz üretiyorsunuz,kendiniz yönetiyorsunuz ve paylaşıyorsunuz.Üretilen kaliteli içeriklerle web sitesine trafik çekerek yeni müşteri fırsat(lead)olasılığı da arttırılabilir.Zaten hedeflerden biri de budur.

Web siteniz,blogunuz için daha fazla nasıl trafik artırabileceğinizi öğrenmek için sizler için hazırladığım “Ücretsiz Trafik Artırma Tüyoları” Cheat Sheetini indirebilirsiniz.

Kendine ait Medyada,dikkat edilmesi gereken önemli noktalardan biri;örneğin web sitesinde , blogta içerik paylaşırken potansiyel müşteriler tarafından kolay takip edilebilir,bulunabilir şekilde sade bir yapı kurulmasıdır.

Sektör Lideri bir teknoloji şirketinde çalıştığım dönemde,B2C’ye yönelik online satış kanalını yönetirken çalışma arkadaşlarımla yaptığımız değerlendirmelerde web sitesindeki içeriğin müşteri açısından çok karışık ve aranan bilgiye ulaşma açısından zor olduğunu tespit etmiştik.Kullandığımız ölçme araçları da bu kararımızda önemli bir veri seti olmuştu.

Karışık ve ulaşım zorluğu,yeni potansiyel müşterilerin gelmesini etkilediği gibi,içerde kalma süresini,bilgilerin paylaşılma oranını ve daha bir çok konuyu da olumsuz etkiliyordu.Çok hızlı bir şekilde menüleri gruplandırmış ve sadeleştirilmiş bir yapı kurmuştuk ve faydasını da görmüştük.

Web sitesi gibi çok güçlü bir iletişim kanalını kullanırken beğendiğim bir diğer nokta da biraz önce bahsettiğim ölçülebilir olması. Kullanılacak bazı yeni nesil teknolojik araçlarla üretilen içeriğin ne kadar ilgi çektiği,okunduğu,müşterinin nereden geldiği ve nereye gittiği gibi birçok bilgiye ulaşılabilir.

Geleneksel yöntemlere göre en büyük farklılık burada.

Üst Yönetimler her zaman harcanan paranın karşılığını bir şekilde ölçmek ve yansımasını görmek ister çünkü Yönetim Kurullarında odak tamamıyla sayılardır ve “X kadar harcadık Y kadar geri dönüşü oldu”gibi sonuçlar gündemdedir.

Ölçülebilen ve izlenebilen içerik ve Medya Kanalı aslında çok önemli bir Karar Destek Aracıdır.

Daha doğru kararlar alınmasında hatırı sayılır bir taban oluşturur.

Üretilen kalite içerik firmalara birkaç alanda değer katar :

  • Marka itibar Yönetimi
  • Firma etrafında belirli bir topluluk oluşturulması
  • Yeni müşteriler kazanarak satış arttırabilme imkanı

Türkiye’de bu çalışmaları yaparken hemen beklenen,ilk beklenen ne yazık ki Satış yapılması oluyor

İyi tasarlanmış ve tüm cihazlara hitap eden bir web sitesi firmalar için gerçek bir hazine gibidir.Raporlar,webiner kayıtları,videolar,bültenler,ürünler,e-kitaplar,satış destek araçları,broşürler,reklamlar,infografikler,Sık Sorulan Sorular,Ürün-Şirket Sunumları ve daha nice kıymetli içerik.

Markanın oluşturacağı olumlu algı bence çok daha önemli. Satış için sabırlı olmak, kaliteli içerik üreterek tohumlama yapmaya devam etmek günün sonunda daha çok kazandırır.

Potansiyel müşteriler yeni ve ilginç içeriklerle beslemeye devam edildiği sürece funnel içerisinde aday durumunda olanlar müşteriye dönüşecektir.

Bu çalışmaların ve sürecin bir yatırım aracı olduğu unutulmadan,istikrarlı bir şekilde iletişim stratejisinin ve programının devam ettirilmesi durumunda orta ve uzun vadede getirisi çok daha büyük olacaktır.

PS:Yazının PDF versiyonunu buradan indirebilirsiniz.

Sevgilerimle,

İnsanlar Robotlar Nedeniyle İşsiz mi Kalacak?

Turgut Erkaynak: İnsanlar Robotlar Nedeniyle İşsiz mi kalacak?

Teknoloji ile Hayatımıza Giren AI yani Yapay Zeka İnsanları İş ve Güvenlik Anlamında Endişelendiriyor!

İnsanlar Robotlar Nedeniyle İşsiz mi Kalacak?

Son yıllarda inanılmaz bir hızla gelişen Teknoloji ile birlikte hayatımıza giren AI (Artificial Intelligence ) yani Yapay Zeka hemen her yerde yazılır ve konuşulur durumda.

AI temelli Robot Gelişimleri insanları şimdiden iş ve güvenlik anlamında endişelendirir oldu.

Şuanda bile bir otelde bilgi veren/servis yapan ,tuğla döşeyen,mutfakta yemek yapan,büyük depolarda lojistik süreçlerde aktif rol oynayan,fabrikalarda karanlıkta,aydınlıkta gece gündüz hiç hata yapmadan ve birbirine de öğreterek çalışan, birim maliyetlerin çok daha düşük olmasını sağlayan robotlar artık hayatımızda.

Dolayısıyla bu durum insanları işsiz kalabiliriz düşüncesiyle kaygılandırır oldu.

Yapay Zekayı (Artificial Intelligence AI ), Robot Teknolojilerini konuştuğumuz 2017 yılıyla, 1800’ün 2.yarısında ortaya çıkan Sanayi Devrimi bana göre bazı benzerlikler gösteriyor.
Sanayi Devrimiyle ortaya çıkan yeni buluşlar,üretime olan etkileri ve buhar gücüyle çalışan makinelerin makineleşmiş endüstriyi oluşturmasıyla günümüzde yaşanmaya başlayan teknolojik süreç sizce de benzemiyor mu?

İnsanlar o gün de acaba işsiz mi kalacağız endişelerini yaşamış ve bugün de yine aynı konu gündemde.

Gerçekten insanlar yakın gelecekte işsiz mi kalacak?

Geçmişi bilmeden Geleceğe hazır olunması mümkün değil.Bu nedenle geçmişteki Sanayi Devrimi gibi kırılma noktalarının ortaya çıkış nedenlerini,eksiklerini anlamak bugün ve gelecek için avantaj sağlar.

İnsan bilmediğinden korkar ve çekinir.Korkuya gerek yok ve korkmayalım.
Sadece Geleceğe hazır olalım.Hazır olmak için de öğrenelim,kendimizi her zaman geliştirelim.

Uzmanlara , fütüristler ve bana göre de geçmişte yaşandığı gibi eğer insanlar kendini geliştirirse işsiz kalmayacak.

Robotlar ağırlıklı olarak niteliksiz iş gücünün yerine geçecek.Hata oranları,maliyetler büyük ölçüde düşecek.Çin bu nedenle Avrupa’da birçok AI ve Teknoloji şirketi satın almaya başladı bile.

Değişmeyen tek şeyin Değişim olduğu dünyada nitelikli iş gücü ve insan iş dünyasında var olmaya devam edecek.

Örneğin;10 yıl önce Sosyal Medya&ortaya çıkan iş fırsatları yoktu.

Gelecekte Z Kuşağının çalışacağı işlerin %65’i An itibariyle dünyada mevcut değil

Birkaç örnek paylaşıyorum:

  • Dijital Duyu Geliştirici ( 20 yıl sonra -Bilişim )
  • Robot Tamircisi ( 20 yıl-Bilişim-Elektronik )
  • Sanal Gerçeklik Mimarı ( 20 yıl-Bilişim )
  • İklim Düzenleyici ( 40 yıl-Çevre )
  • Kayıp Tür Canlandırıcısı Genetik (40 yıl/Botanik/Zooloji
  • 60 yaş üstü Head Hunter ( 20 yıl -İş Dünyası)
  • Dijital Veri Çöpçüsü ( 10 yıl -Bilişim )
  • Mutluluk Tasarımcısı ( 20 yıl-Toplum/Bilişim )

 

Bu nedenle tekrar etmekte bir kez daha fayda var.

Geçmişi bilmeden Geleceğe hazır olunması mümkün değil.Bu nedenle geçmişteki Sanayi Devrimi gibi kırılma noktalarının ortaya çıkış nedenlerini,eksiklerini anlamak bugün ve gelecek için avantaj sağlar.

İnsan bilmediğinden korkar ve çekinir.Korkuya gerek yok ve korkmayalım.
Sadece Geleceğe hazır olalım.Hazır olmak için de öğrenelim,kendimizi her zaman geliştirelim.

Bir başka yazımda görüşmek üzere.

NOT: Bu arada yakın zamanda yayınladığım “Ücretsiz Trafik Artırma Tüyoları

e-book’una buradan ulaşabilirsiniz.

Sevgi ve Saygılarımla,

Turgut Erkaynak