Satış ve Pazarlamada Temel Hedef…

Mümkün olduğu kadar sade bir şekilde anlatmak istedim Satış ve Pazarlama’nın temel görevlerini.

Aslında ne kadar basitleştirebilirseniz o kadar kolaylaşır. İşleri ve süreçleri zorlaştıran, karmaşıklaştıran bizlerin ta kendisi oluyor sıklıkla.

Karmaşık bir dil kullanıldığında veya kimsenin anlayamayacağı sunumlar yapıldığında veya süreçler tasarlandığında daha karizmatik ve daha bir guru olunduğuna dair yanlış inanış oldukça yaygındır iş dünyasında.

“Less is more” kavramı , ünlü ressamın bir çocuğun yalınlığı ve basitliğinde fırça darbelerine ulaşabilmek için sağ eli yerine sol el ile resim çalışmaları yapması örneklerden..

En son Japon İmparatoru Akihito’nun, Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Muhammed’i ağırladığı odanın resmine baktığımızda ise basit ve yalın olabilmenin aslında ne kadar güzel, kolay, karizmatik olduğunu anlayabiliriz.

Devam edelim…

Bir Satış Ekibi’nin temel sorumluluğu ne olabilir? En basit haliyle Satış Personelinden ne yapması beklenir?

Bireysel , Kurumsal Satış ,doğrudan veya iş ortağı/bayi aracılığıyla da olsa 4 maddede özetleyebiliriz:

  1. Yeni Müşteri bulunması
  2. Var olan müşterinin elde tutulması
  3. Mevcut Müşteride derinleşerek ek gelir ve kar artışı sağlanması,
  4. Kazanılmış Müşterilerle birlikte pazar payının arttırılması ve belirli bir olgunluktan sonra korunması

Bir bayi/iş ortağı Satış Bölümünde çalışan bir satış personeli içinse

  1. Yeni Bayi/İş ortağı bulunması,
  2. Yeni Bayinin/İş ortağının aktif hale gelmesinin sağlanması
  3. Yeni Bayinin/İş Ortağının cirosunun arttırılması ve Bayiye/İş ortağına para kazandırılması
  4. Bayi/İş Ortağıyla birlikte kazanılan müşteri alanının/pazar payının korunması

Paylaştığım temel görevlerden sonra ise “Sürdürülebilir bir Gelir” kazandırması önemlidir. Çünkü sadece bir defalığına satış yapılması önemli değildir.

Bir Satış Grubu çalışanı için Satış Yetkinliği tabi ki önemlidir ancak öncesinde benim her zaman tavsiye ettiğim öncelikli sahip olması gereken farklı özellikler söz konusudur.

Satış Personelinin Sahip Olması Gereken Özellikler

Doğru İletişim kurabilmesi, Vizyonerlik, sadece yapabileceklerini söylemesi ve oyunu dürüstçe oynaması…

Satış Personelinin müşteriyle doğru bir iletişim kurması, müşterinin kendisini tanıması önemli bir aşamadır. Müşteriyi aradığında eğer ismiyle tanınıyorsa iyiye işarettir.Telefonu müşteri tarafından cevaplanıyorsa harikadır.Eğer o anda cevaplanamıyorsa ama müşteri mesaj vb gönderiyorsa güzeldir.

Eğer müşteriyi aradığında kendisini ve firmasını isim vererek tanıtıyorsa kolaylıkla daha gideceği çok yolu vardır diyebiliriz.

Müşteriyi aradığında telefon açılmıyorsa,1-2 saat , 1-2 gün geçmesine rağmen geri dönüş yapılmıyorsa müşteri kaybedilmiştir demektir.

Müşteri bol miktarda bulunan sonsuz bir kaynak değildir.Ağaçta yetişen bir meyve değildir.

Her gün yeni bir firma kurulmadığı için limitli bir hedef kitlesi vardır Satış Departmanlarının.

Bu nedenle;Müşteri bir satış grubu çalışanı için her zaman çok önemlidir.Gözü gibi bakmalı ve iletişimini bu gerçekleri bilerek yönetmelidir.

Müşteriye göstere göstere satış yapmak için gidilmemelidir.Önemli olan vizyon ve ürününüz veya hizmetinizin Katma değeridir. Ürettiğinizle müşterilerin hayatını nasıl kolaylaştırdığınız veya sektöre yön verdiğinizdir.

Sektördeki gelişmelerden bahsetmek,nereye gittiğini müşteriyle paylaşmak, farkındalık artırmak vizyon sunmak direkt satış yapmaktan çok daha önemlidir.

Önemli bir nokta, Müşteri size güven duymalıdır.

Müşterinin güvenini kazanmalısınız.İşinizde ne kadar uzman olduğunuza kanaat getirmelidir.

Bu çalışmaları sabırla uyguladığınızda satış zaten gerçekleşir.Yalnız dikkat edilmesi gereken nokta paylaştıklarımı hayata geçirecek personelin kalitesidir.Satış personeli ne kadar kaliteliyse firmanızın intibası da o derecededir.

Yeni müşteri satışı temel görevlerden sadece ilkiydi. Var olan müşterinin elde tutulması ise daha karlı olan 2.kriterdir. Yeni müşteriye gitmenin,iletişim kurmanın ve sürecin pipeline veya funnel içinde belirli bir noktaya getirilmesinin maliyeti yaklaşık 4 kat daha fazladır.

Dolayısıyla mevcudu elde tutmak gerektiğinde cömert retention kampanyaları düzenlenmesi önemlidir.

Mevcut müşteriye ek ürünleri,servisleri sunarak cironun ve karlılığın arttırılması önemli hedef olmalıdır.Mevcut müşterilerle vizyon toplantıları,satış amacı olmayan yuvarlak masa toplantıları,kanaat önderleriyle bir araya gelinmesi gibi etkinlikler firmanızı rakiplerden ayıracak önemli farklılıklardır.Unutulmamalıdır ki;

Farklılaşmamak öldürücüdür ve sürüden mutlaka ayrılması gereklidir.

Yeni müşteri satışı için ,Türkiye’de hedef müşterilerin karar vericileriyle Satış yapacak firmayı bir araya getiren networking şirketleri faaliyet göstermeye başladı ve oldukça da başarılı sonuçlar alınabiliyor.

Kurumsal Satış Bölümlerinin müşteriye ulaşma ve süreci belirli bir aşamaya getirme maliyetinden çok daha düşük fiyatlarla daha yüksek conversion rate elde edilebiliyor.

Bu arada sırası gelmişken bir sonraki yazım pipeline/funnel yönetimi ve conversion rate hakkında olacak. Ufak bir reklamdan sonra devam ediyoruz…

Satış Personelinin 4 temel göreviyle ilgili paylaşımımdan sonra Pazarlama’ya gelebiliriz.

Satış Grubu tüm bu çalışmaları tek başına mı yapacak?Nasıl yapacak?

Cevap tabi ki hayır.

Pazarlama temel görevine geldiğimizde ise Basitlik ve sadelikten bahsettik ve bu noktadan devam edelim.(Konumuz temel görev olduğu için en basit şekilde yaklaşıyoruz. 4P+4C veya 7P+7C prensiplerinin temelinde de şirketin,ürünün/hizmetinin tanıtımı vardır)

Şöyle düşünelim; Yeni kurulan bir şirketiniz var ya da eski bir şirketsiniz ancak yeni çıkardığınız ürün veya hizmetiniz mevcut.Eski ya da yeni olan şirketinizin ürün veya hizmeti tabi ki potansiyel müşterilerin ihtiyaçlarına göre üretilmiş.

Temel bir yaklaşımla;her şeyden önce şirketinizi,ürün/hizmetinizi tanıtmanız gerekir.

Potansiyel alıcılarınıza nasıl fayda sağladığınızı,hangi problemi çözdüğünüzü vb detayları anlatmalısınız.

Kısaca kendinizi tanıtıp ne yaptığınıza ve nasıl yaptığınıza geliyoruz.

İşte bu noktada Satış Grubu çalışanı yeni veya mevcut müşteriye gittiğinde firmasının pazarlama çalışmaları neticesinde Satış sürecine sıfır noktasından başlamayacaktır.Müşteride gerek yeni kurulmuş şirketiniz veya gerekse de eski olan şirketinizin yeni ürünüyle ilgili bir kulak dolgunluğu mutlaka olmalıdır.

Müşteri sizin Kim olduğunuzu,Ne yaptığınızı ve Nasıl yaptığınızı(farkınızı) bilmelidir.

Bu 3 temel nokta kurumsal sunumlarınızın olmazsa olmazıdır.

Zamana değer katmak için…

Sevgi ve Saygılarımla,

Turgut Erkaynak

Please follow and like us:

İş Nasıl Bulunur?

İş Nasıl Bulunur?

İş Nasıl Bulunur? | Turgut Erkaynak | Satış | Pazarlama | Teknoloji | bu yazısında iş bulmanın alternatif yollarında odaklanıyor.

Öncelikle;tabi ki kimse işsiz kalmasın ve iyi olan herkesin işi,gücü yerinde olsun…

Son dönemde iş aramanın ve bulmanın ne kadar zorlaştığı veya ne kadar kalitesiz bir süreç haline geldiğini Linkedin gibi iş sosyal medya platformlarında ve yakın çevremdeki sohbetlerde çok sık gözlemler oldum.Ve bu kişilerin hepsi de iyi okullardan mezun,iş yaşamında önemli birikimlere sahip olan profesyoneller.

Kariyer sitelerinde gerçek iş ilanlarının olmadığı,aynı firmanın aynı pozisyon ilanının 1-2 yıldır yayında olduğu,bazı firmaların ise tamamıyla reklam amacıyla kariyer sitelerinde yer aldığı konuşulan konular…

Gizli adıyla yayınlanan ve Türkiye’nin önde gelen kuruluşu,sektör lideri gibi ne olduğu belirsiz ilanları da atlamamak gerekir.

Beni en çok şaşırtan ise şirket adı gizli olan ilanlar ile kişisel bilgilerin gizliliğinin korunamaması durumu.

İnsan Kaynakları Platform şirketlerinin bu konuda hiç mi sorumluluğu yok acaba?

Platformuna üye olan aday havuzu olmasa hizmetini nasıl satabilir? Acaba bu platformlar kariyer sitesi değil de veri satışı yapan şirketler mi?

24.03.2016’da Remi Gazetede yayınlanan Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun amacı,başta özel hayatın gizliliği olmak üzere kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin korunması olarak belirlenmiş.
Ancak çok ilginçtir ki;ismi olan bazı ilanlara başvuranlara 1-2 gün sonra başvurduğu pozisyonla ilgili geri dönüş yerine o şirketle ilgili reklam e-postalarının ve sms’lerinin geliyor.

Bu noktada tekrar sorma gereği hissediyorum ;

İnsan Kaynakları Platform şirketlerinin bu konuda hiç mi sorumluluğu yok ?

Verdikleri hizmet çift taraflı(iş arayan ve işveren)değil mi?Her iki tarafa da eşit uzaklıkta olmaları gerek mi yor mu?
Bence iş arayan üyelerine o platformda olmalarından dolayı aylık belirli bir ücret ödemeliler.

Personel buldukları kurumdan bu hizmetin ücretini mutlaka alıyorlar.
Bir platform oluşturulması ve ihtiyaç sahibi iki tarafı bir araya getirilmesi düşüncesine teoride çok saygı duyuyorum ve her iki tarafa da fayda sağlayan bir iş biçimi. Ancak kullanım amacının dışında kullanılması ve denetleme mekanizmalarının eksikliği-yetersizliğiyle birlikte mevcut platformların kendi süreçlerini gözden geçirmesi gerektiği artık çok açık.

Bu kadar yazıp çizdikten sonra konu başlığına geri dönebiliriz ve iş bulma platformları aracılığıyla iş bulabilme olasılığının düşük olduğunu anlayabiliriz.

Peki Türkiye’nin genç nüfusu bu kadar yüksek iken ve Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2016 yılı Şubat ayı İş gücü İstatistikleri’ne göre %10,9 ile 3 milyon 224 bin kişi işsiz iken “İş Nasıl Bulunur?”

Önerilerim; önemli İnsan Kaynakları Profesyonellerinin ve ciddi kurumların araştırmalarına göre çıkan maddelerden oluşuyor.Aslında Anne-Babalarımızın ve eski aile büyüklerimizin tavsiye ettiği ve eskimeyen yöntemler olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz.

Önce potansiyel bir çevre analizi yapılması gerekiyor.

İş arama ve İş Bulma sürecinde etrafta kimler var?

1. Arkadaş çevresi

2. Komşular (Komşuluk ilişkisinin önemi burada bir kez daha karşımıza çıkıyor)

3. Aile Çevremiz ve Bağlantılarımız

4. Yakın Akrabalar

5. Mezun olunan okulun Mezunlar Derneği

6. İyi bir öğrenci olduysak okuldaki öğretmenler veya üniversite hocaları

7. Düşük olasılık da olsa kariyer siteleri

8. Eğer çalışırken iş aranıyorsa mevcut görevle ilgili iş çevresi (tedarikçi,Stratejik İş Ortağı vb)

9. Cesaret ve pro-aktivite yetkinliğine gösteren bir yaklaşımla şirketlerdeki nokta atışı yetkililerle direkt temas

Aktif ve verimli bir şekilde belirttiğim kaynakların kullanılması durumunda bir sıfırdan büyük felsefesinden yola çıkarak daha somut ve sonuç odaklı 1-2 olasılık kısa sürede mutlaka çıkacaktır.

Bu listenin verimli yönetilmesi önemli.Bu nedenle bir öncelik sıralaması yaparak enerjiyi en kısa sürede en başarılı sonucu olacak olana verilmesi önemli.

Zamana anlam katmak için…

Sevgi ve Saygılarımla,

Turgut Erkaynak

10 Eylül 2016

Please follow and like us:

İş Yaşamında Evrensel İlkeler ve Yazılı Olmayan Kurallar

İş Yaşamında Yazılı Olmayan İlkeler de var ve Evrensel Değerlerin başarı için mutlaka korunması ve yaşatılması gereklidir.

Herkesin bildiği üzere hayatta,iş dünyasında yazılı olan kurallar olduğu gibi yazılı olmayan kurallar da mevcuttur.

Yine aynı şekilde insanların doğduğu andan itibaren sahip olduğu hak ve özgürlükler,global ölçekte tüm kültürlerde olması gereken bazı değerler vardır: Evrensel Değerler.

Antropologların uzun yıllar yaptığı çalışmalar ve yaklaşık 300 uygarlık üzerindeki incelemeleri sonucunda 6 kavram Evrensel Değer olarak kabul edilmiştir.

Gerçeğin kişilerin isteğine göre değiştirilemeyeceğine olan inanç ve bu gerçeğe uygun davranmak “Gerçeğe Saygı” değeridir örneğin.

İnsanın sözlerinin,davranışlarının bir bütün içerisinde olması ( halk arasındaki tabiriyle “özü,sözü bir”)
beraberinde güveni getirir. “Kişisel Bütünlük” değeri de bu şekilde ortaya çıkar. Aslında iş dünyasında Liderlik kavramında da bu değeri görebiliriz.Gerçek Liderlerin sahip olduğu özelliklerden biridir Söylemler ile Eylemlerin birbirini tutması.Güvenin oluşması ve hızıyla tüm ilişkilerin,işlerin kolaylıkla yürümesi.

Hakkaniyet, İnsan Onuruna Saygı, Hizmet, Sevgi ise diğer Evrensel Değerler…Her toplumun ve bireyin sahip olması gereken kavramlar.Sahip olmaması Medeni ve gelişmiş bir toplum olamaması anlamındadır.

Genel olarak,blogumda konulara Yönetim Bilimi açısından baktığımı biliyorsunuz. Yönetim açısından değerlendirdiğimde hepsinin “Liderlik” kavramı içerisinde de yer aldığını görebiliriz.

İyi bir Lider, Hakkaniyet sahibi olmalıdır.

Astlarına,üstlerine,müşterilerine,paydaşlarına,çevresine saygı göstermeli ve onlara hizmet etmelidir ki bu da bizi “Hizmetkar Liderlik”anlayışına götürecektir. İyi bir Lider astlarına işlerini daha iyi yapabilmeleri için gerekli kaynakları sağlar,engelleri ortadan kaldırır,yolları açar,açmalıdır.
Gerektiğinde ekibi işini daha iyi yapabilsin diye motivasyon için astlarına çay servisi de yapan bir yönetici düşünün.Tüm bunlar sahip olduğunuz dogmayla eşleşmedi mi?
Tanıdığınız veya aklınıza gelen yöneticilerle bu kavramı eşleştiremediyseniz doğru yöneticiyle çalışmadığınızı rahatlıkla söyleyebilirim. Bildiğiniz gibi insanlar şirketlerini değil çalıştıkları yöneticileri terk eder ve işlerinden ayrılır.

İnsan Onuruna Saygı Değeri konusunda yöneticilerin çok özen göstermeli ve üzerinde özellikle çalışmalıdır.Yönetici,astına karşı saygılı olmalı ve sahip olduğu inançlarıyla alay etmemelidir.Örneğin;Yönetici olması ona astının fiziki özellikleriyle(boy,kilo vb)alay etme hakkını hiçbir zaman vermez.Kötü söz söylememeli,astının haklarını korumalı,güven telkin etmelidir.Ancak bu davranışları göstermesi durumunda insanların saygısını kazanabilir ve peşinden gidilebilecek bir Lider olabilir.

İş Yaşamında Evrensel İlkeler ve Yazılı Olmayan Kuralları da vardır.
Evrensel Değerler korunmalıdır

İş dünyasına baktığımızda iyi bir okuldan mezun olunması,dil bilinmesi,iyi kurumlarda iş tecrübesine sahip olunması parlak bir öz geçmiş olarak değerlendirilir,karakter testi adında envanter çalışmaları da yapılır adayın analist,analitik vb olup olmadığına bakılır ardından genel olarak bu öz geçmişe göre potansiyel bir işe kabul edilirsiniz.

Peki yazılı olmayan ve her bireyin sahip olması gereken Evrensel Değerler?

İş yaşamında Yazılı Olmayan İlkeler öz geçmişteki okul,dil vb özelliklerden çok daha önemlidir. Takım ruhunu oluşturur,başarılı iş sonuçlarının ortaya çıkmasında önemli bir katalizördür.
Hiç kimse aynı iş ortamında kötü sözler söyleyen,çevresine karşı saygısız birileriyle çalışmak istemez.Hiç kimse iş arkadaşının bir yalancı olmasını da tercih etmez.

Bu noktada kendi tecrübelerimden derlediğim,inandığım ve uyguladığım Yazılı Olmayan bazı İlkeleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Paylaştığım ilkeleri iş süreçlerinize dahil edebilirseniz gerek iş ortamınızda gerekse de hayatınızda olumlu değişimler olacağına ve bazı konuların daha kolay çözüme kavuşacağına yürekten inanıyorum.

Bu değerlere sahip çalışanların ve kurumların sayısının artması dileklerimle…

  • Gözü ve Gönlü emeğinden başkasına değmeyen,
  • İnsan olduğumuzu unutmayan,hatırlatan,
  • Değer katan,
  • Geldiği yeri unutmayan,
  • “önemli” yerine “değerli” olmayı tercih eden,
  • Bir şeyin fiyatından önce onun değerini düşünen,
  • Şartlar ne kadar aleyhte gözükse de teslim olmayan,
  • “Kaybettiğinde değil,vazgeçtiğinde yenilirsin”gerçeğini bilen,
  • Hayal kurabilen,
  • Kendi başarısında boğulmayan,
  • Yolunu kaybetmeden yürüyen,
  • Yaşarken öğrenen,
  • Öğrendiğini yaşayan,değer üreten ve paylaşan,
  • Vicdanıyla da düşünen,
  • Geride hızlı bir iz bırakan,
  • İnsana ilham veren,
  • “Körler çarşısında ayna satma,sağırlar çarşısında gazel atma” nasihatini tutan,
  • iyiliği yaşayan ve yaşatan,
  • yıllar içinde oluşan bilgi ve tecrübelerini cömertçe paylaşan,
  • yolun kalıcı,yolcunun gidici olduğuna inanan,
  • “yol olmayan yerden git ki iz bırak”deme cesaretini gösteren,
  • yollar açan,
  • “Aldığımız nefesi bile geri veriyorsak,hiç bir şey bizim değil”mısrasına inanan…

Sevgi ve Saygılarımla,

Turgut Erkaynak

Please follow and like us:

Zaman Tek Geçerli Ölçü Birimi

Zaman,Tek Geçerli Ölçü Birimidir.

Zaman…Ne kadar sahip olduğumuzu bilmediğimiz ve aslında göreceli bir kavram olan zaman…

Göreceli diyorum çünkü Zamanın objektif olarak var olup olmadığı, fiziğin en önemli ve çözülemeyen konularının başında gelir.

Zamanın akıp akmadığı veya hangi yönde aktığı da aynı şekilde fiziğin en tartışmalı konulardandır.

Dünyada geçen bir dakikayla uzayda geçen aynı dakikanın farklı olması.

Dünyadan açık bir gökyüzüne baktığımızda gördüğümüz bir yıldızın aslında geçmişteki haline bakıyor olmamız…


Zaman bir çok filme de konu olmuştur ve izleyenleri etkileyerek oldukça düşündürmüştür de.

Sinemada Zaman denildiğinde ilk akla gelen ve geçtiğimiz aylarda 2015 yılına yolculuk yaptıkları için tekrar gündeme gelen Geleceğe Dönüş serisidir. 80 ve 90’ları kasıp kavuran bu epik eserlerin o dönemi yaşamış olanlar üzerinde bambaşka bir etkisi vardır.

 

Intime filminden bir görsel


In time filminde Zaman,tek geçerli ölçü birimi olarak karşımıza çıkar. Daha fazla zaman için çalışmak ve kazanmak zorundasınızdır.Zenginliğin bir yansımasıdır aynı zamanda.
Herkesin sahip olduğu zamanı çok iyi yönetmesi gereken filmde eğer sahip olduğunuz zamanı kötü yönetiyorsanız bu sizin için hayatınızın son bulması anlamına gelmektedir.

Interstellar (Yıldızlar Arası),son dönemde zaman ve bükülmesiyle ilgili çarpıcı filmeler arasındaki yerini aldı.Bir gezegende sadece 15 dakika kalıp döndüklerinde arkadaşlarının 20-25 yıl yaşlanmış olarak bulmalar zamanın göreceliğine yönelik olarak çok ilginçti.

Terminatör,Zaman makinası,Planet of the Apes,Midnight In Paris  gibi birçok filmle listeyi uzatmak mümkün.

Peki bu kadar önemli bir kavramı iyi yönetebiliyor muyuz?


Birçoğumuz iş yaşamında zaman yönetimi adı altında eğitim almışızdır ve belirli bir fikrimiz vardır. Acil ve önemli, acil ama önemsiz yaklaşımları zaman yönetimi eğitimlerinden hatırlanan kelimelerdir her zaman.

Peki öğrendiğimiz bu bilgileri ne kadar uyguluyoruz?Ne kadar özümsüyor ve yaşam biçimi olarak kullanıyoruz?

En iyi stratejiyi belirlemiş olsak da yeterli değildir, onun uygulanması da önemlidir.

Uygulanabilen ortalama bir strateji uygulanmayan en iyi stratejiden daha iyidir.

Dolayısıyla,bilmemiz ve eğitim almış olmamız yeterli değildir, kesinlikle uygulamaya geçmeliyiz.

Zamanımızı daha verimli ve iyi yönetebilmemiz için her şeyden önce kendimizi iyi tanımamız gereklidir.

Her bireyin verimli olduğu saatler farklılık gösterebilir.

Çevremizden hep duyarız : ”Ben geceleri daha iyi çalışabiliyorum,konsantre olabiliyorum” ”Sabahları daha şehir uyanmamışken stratejik konulara eğilmeyi tercih ediyorum” vb .

İnsanın bütünüyle kendini tanıması zor olsa bile, kendisini yine en iyi kendisi tanır.


Yani zamanımızı daha iyi yönetmek istiyorsak her konuda olduğu gibi ilk önce kendimizi tanımakla başlamalıyız.

Herkesin verimli olduğu zaman farklılık gösterebilir ancak bir enerji çemberi gereklidir.

Kendimize bir enerji çemberi çizmeliyiz. Günün en iyi ve en verimli zamanını tespit etmeliyiz.

Dünya bankasının Amerika’da yaşayanlar üzerinden yaptırdığı özel bir araştırmaya göre ortalama bir insan 78 yıl yaşıyor. Bu sürenin 28.3 yılında uyuyor,10.5 yıl çalışıyor,4 yılı yeme içmeyle geçiyor. Geriye kendimiz için sadece 9 yıl kalıyor.

Bu kadar limitli bir zaman kalmışken biz bu kalan zamanımızı nasıl geçireceğiz veya bu zamanı arttırmak için neler yapmalıyız?

Tabi ki bizim odak noktamız şuanda iş yaşamında geçirdiğimiz zamanla ilgili olacak ve bu alandaki verimliliğimizi arttırmaya yönelik bazı noktaları sizlerle paylaşacağım.

Her şeyden önce çok iyi bir planlama yapmalı ve başkalarından önce kendimizi yönetmeliyiz.

Günümüzü,haftamızı,ayımızı,çeyreklik dilimlerdeki aksiyonlarımızı alternatifli olarak planlanarak ilerlenmesi verimliliğinizi arttıracaktır.Alternatifli planın olmaması yani bir B planının olmaması olası sapmalarda tekrar durum değerlendirmesi vb gerektireceğinden ek zamanlara ve maliyetlere yol açacaktır.

Yapılacak işleri veya konuları hemen yapmanızı ve ertelememenizi tavsiye ederim.Yapılması gereken son tarih yaklaştıkça her ertelediğimiz işin bize stres ve baskı olarak geri döndüğünü aklımızın bir köşesinde tutmamız yararlı olacaktır.

Eğitim-öğretim hayatımızda birçoğumuzun yaşadığı gibi.İlkokuldan başlayarak,üniversiteye ve iş yaşamımıza kadar yapılması gereken ödevler,sunumlar,teslim edilecek projeler gibi.Bazıları hep son güne mi kalıyor yoksa 🙂 kendimize bir yolculuk yaparak verimliliğimizi ve yönetim tarzımızı tekrar değerlendirmek sanırım iyi olur 🙂

Şuanda eğer çalışıyorsanız katıldığınız toplantıları bir düşünün.Toplantılarınız belirlenen saatte başlıyor mu yoksa sarkma oluyor mu? Zamanında başlamayan veya çok uzun sürmesine rağmen çıktısı olmayan toplantılar acaba bir zaman tuzağı olabilir mi?

Apple’ın kurucusu Steve Jobs ve Facebook’un CEO’su Zuckerberg siyah ve gri tek tip giyinmeyi tercih eden ve dünyaya geliştirdikleri ürünlerle yön veren kişiler.

Steve Jobs ve Zuckerberg neden hep aynı renk giysileri giyiyorlardı?

Bu konuda kendisine sorulan bir soruya Zuckerberg aynen şöyle cevap vermişti :
”Ne giyeceğini seçmek, kahvaltıda ne yiyeceğini düşünmek gibi küçük kararların bile enerji tüketen şeyler olduğunu ve insanı yorduğunu düşündüğünü ve Facebook gibi büyük bir topluluğun yönetimi ve Facebook’un dünyayı birbirine bağlamak amacıyla çözülmesi gereken çok daha büyük problemler olduğunu belirtmişti.”.

Jobs’ın da nedeni aslında benzer sadece çıkış noktası farklı:

Steve Jobs, 80’li yıllarda Japonya’ya yaptığı bir ziyarette, Sony’nin başkanı Akio Morita‘dan önemli bilgiler almıştı. Fabrikada neden herkesin aynı kıyafetleri giydiğini soran Jobs, Sony’den Japonya’daki savaş yılları sonrasında yaşanan kıtlık sebebiyle, şirketlerin çalışanlarına giyecekleri standart kıyafetler dağıtmaya başladıklarını, sonrasında da bunun bir gelenek haline geldiğini ve şirketin imzası niteliği taşımaya başladığını anlatmıştı.

Buraya dikkat böylece işçiler, işe geldiklerinde ne giyeceklerini düşünmek zorunda da kalmayarak, enerjilerini tamamen işlerine yoğunlaştırabiliyorlardı.

Aslında her ikisi de seçimlerini azaltarak,kendisine ömürlerinde kalan 9 yılı verimli ve sonuç odaklı yönetmeyi tercih ediyordu.Garip olan ise çevrelerince ise farklı,radikal olarak değerlendiriliyordu..Uyguladıkları verimlilik metodu çok basit ve yalındı.80-20 kuralıyla birlikte şirketlerine ve kendilerine en fazla katkıyı sağlayacak konularda odaklanmışlardı.

Gereksiz işlere,verimsiz toplantılara zaman harcamayarak sonuca yönelik konulara zaman harcamayı tercih ediyorlardı.

Peki şimdi soralım:Acaba garip olan onlar mı yoksa….

Yazımı yazarken bir kez daha anladım ki zaman yönetimi klişeleşmiş bir eğitim programı kesinlikle değildir.Ve tekrar tekrar anlıyorum ki bir yazıda özetlenebilecek bir konu hiç değildir 🙂 Sanırım 2.,3.bölümlerini yazmalıyım.

Zaman yönetimi metodları çağın değişimleriyle birlikte kendini yenileyen ve geliştiren bir sistem gerektirir.
5 yıl önce bir eğitimde anlatılan ile şimdi anlatılanlar arasında mutlaka bir fark olmalıdır.

Her şeyden önce teknoloji gelişiyor ve 5 yıl önce olmayan verimlilik araçları şuanda mevcut.

Örneğin;Apple’ın Dikte özelliği metni yazmadan, sesli olarak girmenizi sağlar.

Örneğin;Google sesle yazma özelliği ve chrome eklentisi gibi.

Veya hepimizin kullandığı outlook’taki bayrak ekleme ve hatırlatma,renklerle kategorize etme araçları gibi.

Yazımı;çok beğendiğim ve evrende bir kum tanesi olduğumuzu somut olarak gösteren bir videoyla bitiriyorum.

Videoyu izlerken kaç ışık yılı zamanda nereye gidildiğine dikkat etmenizi tavsiye ediyorum.

1 Işık Yılı yaklaşık 5,878 625 trilyon mil ve Samanyolu galaksisinin(içinde Güneş sistemininde olduğu gök ada) çapı 100.000 ışık yılı kadar.

Samanyolu’nun komşu galaksilerinden Andromeda, bize 2,3 milyon ışık yılı
Bilmem anlatabildim mi:)

Zaman,göreceli ve nereye doğru aktığı tartışma konusu olan kavram…

Devamı bir sonraki yazımda…Görüşmek üzere.

Zamana anlam katmak için…

Sevgi ve Saygılarımla,

Turgut Erkaynak

Please follow and like us: