Yönetici Kimdir ve Ne İş Yapar?

| 15.10.2015 |

Bu yazıda Yönetici Kimdir? Yönetici Ne İş Yapar? Patron ve Lider Arasındaki Farklar gibi iş dünyasının önemli noktalarına yönelik bazı bilgiler bulacaksınız.

Aslında başlığı daha farklı atmayı düşünmüştüm “Lider Görünümlü Patron Kimdir” şeklinde ama kısmet Yönetici Ne İş Yapar? Yönetici Kimdir? şeklindeymiş. Bu yazıyı paylaştıktan bir süre sonra ikinci defa twitini atarken o başlığı kullanmaya karar verdim.

Yazdığım konu iş dünyasında çalışanlar arasında çok konuşulan ancak dile getirilmeyen bir süreç aslında.Zaman zaman motivasyon kayıplarının nedeni zaman zaman da ayrılıkların…

Yazımın çıkış noktası gözlemlerime ve dostlarla yaptığımız sohbetlere dayanıyor. Farkettim ki;10 yıldan fazla tecrübe sahibi ve yaşanmışlığı fazla olan Beyaz Yakalı kendini yetiştirmiş yöneticilerden beklentiler oldukça basit ve kıdemleriyle hizalı değil.

Kafa yormaları gereken alanlar yerine kendilerinden sonuca etkisi olmayan %80’lik dilimde operasyonel işler bekleniyor.Oysa ki;%20’lık dilimde yani olmaları gereken sonuç odaklı,stratejik,sistem kurmayla ilgili alanlarında kafa yorsalar çalıştıkları kurumlar çok daha fazla değer üretebilecek ve farklılaşacak.Ayrıca; karşılıklı beklentilerde herhangi bir uyuşmazlık yaşanmayacak ve ayrılıklar olmayacak.

Böyle bir girişten sonra peki bu 80’e 20 kuralında bahsedilen %20’lık alanda çalışması gereken

Yönetici Kimdir ve Ne İş Yapar?

ya da Yapmalıdır?

Konuyu çok güzel anlatmamı sağlayacak bir hikayeyle devam edelim :

Zamanın birinde bir fabrika müdürü varmış. Oldukça başarılıymış. Ama kimse onun çok çalıştığını görmez, bu duruma şaşırırlarmış. Tabi fabrika sahipleri de bu durumdan hoşlanmazlarmış.

Her gittiklerinde müdürü odasında oturmuş sandalyesini cama doğru çevirmiş, fabrika bacasını izlerken bulurlarmış.

Bu durum karşısında “bizim fabrika zaten tıkır tıkır çalışıyor bu müdüre ne gerek var?Neden bu kadar para veriyoruz, bacayı izlesin diye mi?” diye düşünürlermiş.

Bir gün dayanamayıp müdürün işine son vermişler. Daha az para isteyen yeni bir müdür almışlar. Yeni müdür tam istedikleri gibiymiş. Odasında oturmaz, sürekli koşturur birçok iş yapmaya çalışırmış.Ama nedense 1 ay sonra fabrikada durumlar bozulmuş. Her şey birbirine girmeye başlamış.Ürünler hatalı çıkmaya başlamış.Telaşla yeni müdürü kovmuş, eski müdürü işe almışlar. 1 ay sonra işler düzelmiş.

Gelip sormuşlar. “Sen tüm gün burada oturup camdan dışarı bakıyorsun. Diğer müdür hiç odasında oturmazdı. Ama sen ondan daha başarılısın. Bu nasıl oluyor? ” demişler.

Fabrika müdürü de “ ben tüm gün fabrikanın bacasına bakar dumanı izlerim. Eğer dumanda bir azalma olursa hızla aşağı iner sorunu çözerim.Duman normalse sorun da yoktur” demiş.

Bazen bir hikaye çok şey anlatır. Dumanın takibi basit bir iş gibi görünse de arkasında önemli bir yaşanmışlık tecrübe olduğunu unutmamak gereklidir.

Nedense yönetici sürekli çalışan kan ter içinde o toplantıdan şu toplantıya koşturan bir insan olarak görülür. Ya da patronlar böyle görmek istiyorlar veya görmekten hoşlanıyorlar.Sanırım kendilerine göre verdikleri yüksek maaştan dolayı..

Yönetici çok koşturmuyorsa, çok çalışmıyor diye düşünenleri oldukça sığ ve Lider görünümlü Patron olarak gördüğümü belirtmeden geçemeyeceğim.

Peki, o zaman yönetici ne iş yapar?

  • Yönetici sistem kuran kişidir. Yöneticinin kurduğu sistem yapıyı ve süreci zaten yönetecektir.Yönetici;kişiye bağlı süreçleri ortadan kaldıran ve sisteme bağlı süreçleri hayata geçiren kişidir.Çalıştığı kurumu düşünerek orta ve uzun vadeli miras bırakmayı amaçlar.Kurduğu yapının hatasız işlemesi için de denetim ve tekrar değerlendirme yapar.
  • Yöneticiyi başarılı ya da başarısız kılan onun aldığı kararlar ve bunların zorluk dereceleridir. Ne kadar çok koşturduğu değil.
  • Günün sonunda yöneticinin sorumluluğu çalıştığı Lidere doğru olan önerileri yapmaktır.Liderin sorumluluğu ise kendisine sunulan önerileri kabul etmek veya reddetmektir. Aslında basitmiş gibi görünen ancak en önemli nokta burasıdır.
  • Yönetici ekibini oluşturur. Ekibini oluştururken yetkinliği ve seçme becerisi ortaya çıkar.Çünkü iyi bir Yönetici kendisinin yedeği olabilecek kişileri işe alır ve onlara yol göstererek zaman içerisinde yerine hazırlar.Patronların anladığı yönetici ise kendisine biat eden profildeki kişileri işe alan çalışandır.Çünkü kendisi böyle yapmıştır ve yöneticisinden de beklentisi aynı kendisi gibi hareket etmesidir.Kendi sözünden çıkmayan ve katma değer oluşturmayan çalışanlar ordusu oluşturulması…

  • Unutmayalım ki iyi yönetici seçimlerinden belli olur ve iyiyi seçebilmek için onu bilmek, kötüyle arasındaki farkın anlayabilmek gereklidir.Bu farkı anlayabilmek için de yaşanmışlık ve tecrübe olmazsa olmazdır.
  • Yönetici çok iyi gözlemcidir. Çok iyi gözlemler.Dikkatlidir,gözleri bakmaz,görür. Eksikleri doğru tespit eder. Ve bir an önce çözüm bulur.
  • Gözlem,dikkat ve görmekle ilgili bende iz bırakan bir anım da söz konusu.Yıllar önce sanırım 14-15 yaşlarındayken babamın işlettiği iş yerindeydim.İş yeri İstanbul’un en eski mimari yapılarından biriydi ve yaklaşık 2100 yıllık bir geçmişe sahipti.Yurt dışından ve yurt içinden sürekli ziyaretçileri olurdu.Yurt dışından tarihçilerin,yurt içinden ise mimarlık fakültelerinden profesörlerin geldiğini hatırlıyorum. Farklı kesimlerden ünlü ziyaretçilerimiz de olurdu ben de onlara dilim döndüğünce bildiklerimi anlatmaya çalışır ve bilmediklerimi de öğrenmeye çalışırdım.
  • Ziyaret eden ünlüler arasında Sayın Murat Belge’yi ve Sayın Rahmi Koç’u hatırlıyorum.

    Özellikle Sayın Rahmi Koç’un ziyaretini dün gibi hatırlıyorum çünkü o gün çok şaşırmıştım ve bende iz bırakmıştı

     

  • İyi bir yöneticinin çok iyi bir gözlemci,çok dikkatli ve baktığında detayları gören özelliklere sahip olması gerektiğini genç yaşımda anlayabilmiştim ve benim için hayatımın ilerleyen bölümlerinde önemli bir kazanç olarak yerini almıştı.
  • Sayın Rahmi Koç,bizim iş yerinin önünden geçerken mimari yapı dikkatini çekiyor ve içerisini görmek istiyor.Kendisini ise Rahmi Koç’u tanımayan 14-15 yaşlarında genç bir çocuk karşılıyor.
  • İlk önce içeriye girenlerin(3-4 kişiyle birlikte geliyor çünkü) müşteri olduğunu düşünüyor ve seviniyor.O dönemde baba iş yeri İstanbul’un birçok noktasına hizmet veren bir yapıda.
  • Daha sonra mimari yapıyla ilgili bir ziyaret olduğu anlaşılıyor ve sohbete başlanıyor.Genç çocuğun neler yaptığı okuyup okumadığı gibi detaylar mutlaka kendisi tarafından soruluyor ve ilgileniliyor. Genç çocuk spor yaptığını,milli takımda ve İstanbul karmasında oynadığını,okuduğunu ve gelecek hedeflerini anlatıyor.
  • Sohbetin ardından mimari yapı gezilmeye başlanıyor.Bu sırada Rahmi Bey’den genç çocuğu çok şaşırtan ve ne diyeceğini bilemeyecek durumda bırakan soru geliyor.”Şurada asılı ve birbirine bağlı duran koç boynuzu,bebek patiği var.Bebek patiği sana mı ait?”
  • İşte bu anım bana yöneticinin iyi bir gözlemci,dikkatli,birçok detayı bir bakışta diğer birçok insan göremezken görebilen yetkinliklere sahip olduğunu genç yaşta öğretmişti.

Yöneticinin özelliklerini ve gerçekte yapması gerekenleri pek tabi ki arttırabiliriz.

Önemli olan nokta;kaliteli bir personel istihdamı şirketlere çok önemli değerler katar.

Örneğin; iki farklı aday olsun ve bu adaylardan biri 10 lira ve daha az yetkin olan diğeri ise 5 lira talep etsin.İşe alım aşamasında görece daha az maliyetli olduğu düşünülen,limitli yetenekli ve 5 lira isteyen adayın tercih edilmesi sonucunda şirket aslında neleri kaybettiğinin farkında bile değildir.

Çünkü; daha az maliyetli görünen personel belki 50 liraya satılabilecek bir işi 20 liraya bitiriyor olabilir.Ancak patron aslında para kaybettiğinin farkında bile değildir.O satış yapıldığına bakacaktır ve etrafına da “bak satılabiliyormuş” diyecektir. Müşteride oluşturulamayan katma değerin,sürdürülemeyen gelirin,müşteride derinleşilememenin farkında bile değildir.

İş dünyasında en çok duyulan ve istenen,herkesin ağzında olan cümleler ve tanıdık geliyor değil mi?

Müşteride derinleşme,sürdürülebilir gelir,katma değer üretmek,farklılaşmak

Peki bu çok duyduğumuz ve dillere pelesenk olmuş bu kavramlar nasıl hayata geçebilir?

Maliyeti daha düşük ama limitli yetkinliğe sahip personelle mi?

Bu özelliklere sahip çalışanların hiç bitmeyen istekleri ve şikayetleri olur.

Örneğin;eğer bu kişi satış personeliyse her zaman daha fazla indirim ve daha fazla vade ister.

Üst yönetimine müşterinin daha düşük fiyat talep ettiğini ve rakiplerin fiyatı sürekli düşürdüğünü söyler.Aslında onun hiçbir suçu yoktur çünkü yetkinliği bu kadardır.Daha fazlasını düşünemez ve müşteri tarafında gündeme getiremez.Düşündüğü tek şey ise;kendisinin çok rekabetçi,çok iyi satışçı olduğu ve o işi kendisinden daha iyi bilen birinin olmadığıdır.Nasıl?Komik değil mi?

Pazarın ve faaliyet gösterilen sektörün durumuna baktığımızda ise;eğer görece daha az maliyetli ama limitli yetenekli yöneticiyle çalışmayı tercih eden patronaj ağırlıklı bir alanda bulunuluyorsa; karşımıza çıkan söylemler ise hep aynıdır:

“Kar marjları çok düştü.4 sene önce böyle değildi.Rekabet çok arttı.Bu alanda hiç para kalmadı.Para kazanamıyoruz.”

Kar olmamasının nedeninin zamanında kendilerinin işe aldığı,kendilerine göre daha az maliyetli yönetici olduğunun farkında bile değildirler.

İşte;Cause & Effect 

Sadece fiyat , sadece vade,sadece günlük satış ve primini düşünen bir kaynakla daha fazla ne bekleyebilirsiniz ki?

İş yürüsün de nasıl olsa yürüsün zihniyetinin doğal bir sonucudur aslında.

Böylece;faaliyet gösterilen sektörün de sonuna gelinmiştir.Hiç bitmeyen bir yoğunluk,koca operasyonel işler ve az kar vardır.

Zaman yoktur,kar azdır ama emek çoktur.Bir toplantıdan diğerine yetişmek için koşturmaca vardır ancak toplantıların notu,çıktısı,değerlendirmesi yoktur.2 ay sonra ise “e biz bu konuyu o toplantıda konuşmamış mıydık” vardır.

Böyle büyük olan ve karsız hale dönüşen birkaç sektör gördüm. C level seviyesindeki toplantılarda neler konuşulduğunu bir bilseniz şaşırıp kalırsınız.(Mutlaka duyanlar vardır tenzih ederek yazıyorum)

Nihayetinde;tüm bunlar şirketlere ve çalışanlara daha çok ciro,daha çok satış olarak geri döner çünkü azalan kar miktarının daha çok satış yapılarak yükseltilebileceği düşünülür. Bu arada mavi okyanus stratejisi,fare mi kim kaptı gibi karizmatik alanlar denenir.Eğer azalan kar miktarı toplanamazsa bu defa “işlerimizi sisteme yükleyelim,işlerimizi otomize edelim.Bu kadar insan kaynağına gerçekten ihtiyaç var mı?Buraya dikkat Zaten Yöneticiler ne yapıyor ki? CRM,ERP denen araçlar var değil mi ?” gibi muhteşem buluşlar ortaya dökülü verir. CRM,ERP gibi araçlara büyük paralar harcanır ancak zamanında oluşturulmamış olan ve çok ama çok önemli olan “Kurumsal Kültür” oluşturulmamıştır.

“Ölçmediğini bilemezsin,bilmediğini de Yönetemezsin” prensibi olmadığı için kaliteli Yönetici kaynağı olmadığı için bu araçlar kullanılamaz ve bu süreç işten çıkarmaya doğru böyle sürüp gider.

Bu noktada aşağıdaki yazımı okumanızı tavsiye ederim…

Çift Poşetçileri Bilir misiniz?

Peki ya şimdi ne olacak?

İşte;Yönetici ne iş yapar? sorusunun cevabı burada devreye giriyor.İşin başlangıcında eğer doğru bir bakış açısıyla doğru Yönetici,doğru personel tercih ediliyorsa ve bu yöneticinin çalışması gereken alanda %20’lik dilimde (yani sistem ve yapı kurma,doğru ekibi oluşturma,kurulan sistemi güncellenen dinamiklere göre değerlendirme ve denetleme) çalışılmasının yolu açılıyorsa kazanan her zaman kurum olacaktır.Limitli yeteneğe sahip kişi yeri değişen peyniri ararken yetkinliğe sahip doğru bir yönetici peynirin gittiği yerde çoktan konumlanmış olacaktır.Dolayısıyla kurum; değişen pazar koşulları,artan rekabet gibi dinamiklerden etkilenmeyecektir.Eskilerin tabiriyle astarı,yüzünden pahalıya gelmemiş olacaktır.

Zamanında bir dostumun,verdiği eğitimde söylediği gibi “Her tercihin bir bedeli vardır”. Alınan kararın doğruluğu bu bedelin miktarını belirler.Bu nedenle fazla bedel ödememek için doğru olan yapılmalıdır.

Sezar’ın hakkı Sezar’a verilmeli ve Yönetici’den doğru olan işler beklenmelidir.

Ve yazımı Yüksek Lisans yaparken Değerli Hocam Sayın Canan Çetin’in aklımdan hiç çıkmayan sözleriyle bitirmek istiyorum:

“Toplam Kalite,Bireysel Kalite ile başlar.”

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere…

Sevgi ve Saygılarımla,

Turgut Erkaynak

 

Please follow and like us:

İknanın Psikolojisi (Türkçe)

İster iş yaşamınızda isterseniz de özel hayatınızda kullanabileceğiniz bu 6 önemli yöntem ile hayatınızı kolaylaşacak.

İnsanoğlu binlerce yıldır hatta milyonlarca yıldır yer yüzünde.Bu süre içerisinde her daim kendi içlerinde iletişim halindeydiler.İletişim kurarken de mutlaka ikna yöntemlerine ihtiyaç duyulan zamanlar olmuştur.

İnsan doğası gereği aslında karşısındaki her daim ikna etmek için çaba göstermiş ve üzerine çalışmalar yapmıştır.

Peki nasıl?

Karşınızdaki birini ikna etmek ve istediğiniz sonucu almak bu kadar kolay mı?Hayatımızın neredeyse her alanında birilerini ikna etmek için enerji harcamıyor muyuz?

Örneğin çocuğu olanlar çocuğunun kendi istediği gibi hareket etmesi için ileri seviyede ikna teknikleri sergilemiyor mu?

Ne kadar başarılı olabiliyorsunuz?Durun tahmin edeyim büyük oranda çocuklarımız mı bizi ikna ediyor yoksa:)

Hafta sonu gidilecek bir mekan konusunda anlaşmazlık olduğunu düşünün ve aile üyeleri birbirini ikna etmek için nasıl çaba harcıyor.

Sadece özel yaşamımızda değil iş yaşamımızda da ikna sanatını kullanmak durumundayız.

Müşterilerimizi ikna etmek için, iş arkadaşlarımızı,zaman zaman yönetim kurullarını zaman zaman da kendimizi…

İşte yaşamımızın neredeyse bir çok anında ve alanında kullandığımız ikna tekniklerinin bilimsel halini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Arizona State University’de Psikoloji profesörü olan Robert B. Cialdini’nin Türkçe’ye de “İknanın Psikolojisi” adı ile çevrilmiş kitabının kısa bir video özeti…

İkna sürecinin etkileyen 6 Evrensel Prensip ve kısa yolu tanımak ve anlamak için faydalı olacaktır. Tek yapmanız gereken 6 prensibi öğrenmek ve daha sonra da karşılaştığınız ikna durumlarında uygulamanız.Unutmayın ki en önemli farklılık her zaman uygulamadadır.Uygulama yoksa ne yazık ki kazanım da gerçekleşmez.

 

 

Arzu edenler için İngilizce versiyonunu da paylaşmak isterim.Dilerseniz  buradan izleyebilirsiniz.

Zamana değer katmak için…

Turgut Erkaynak

Please follow and like us:

Kalite En iyi İş Planıdır

| 9 Temmuz 2015 |

Kalite En iyi İş Planıdır yazısında hangi işi yaparsa yapsın en iyi şekilde yapan bir çalışanın şirketine sağladığı katkıyı okuyacaksınız

Bir çalışan düşünün,elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışarak müşteri memnuniyetini en üst düzeye taşımak isteyen.

Bu davranışı sergilerken bireysel düşünmeyip,sahip olduğu yetkinliği ölçüsünde işini büyük bir istekle “kaliteli”yapmaya ve çalıştığı kuruma değer katmaya çalışan…
Yoksa aklınıza ilk kendiniz mi geldiniz:)Eğer öyleyse bir sonraki yazıma şimdiden davet ediyorum…

Bir de; “gözlerimi kaparım,vazifemi yaparım” anlayışıyla sorumluluğunu yerine getirdiğini düşünen,herhangi bir katma değer üretmeyen,sadece söylenenleri ve kendisine verilen işleri yapan bir çalışan düşünün…

Hangisiyle çalışmayı tercih ederdiniz?Çalıştığınız şirketleri değerlendirdiğinizde hangi profilden daha fazla mevcut?

Kısaca;Amerika’da süpermarketlerde müşterilerin aldığı ürünleri poşete dolduran çalışanların incelenmesi üzerine literatüre tek poşetçi ve çift poşetçi olarak geçen bu çalışan profilleriyle aslında her gün sık sık karşılaşıyoruz..Çalıştığımız kurumlarda iş arkadaşımız,herhangi bir müşteri hizmetlerini aradığımızda müşteri temsilcisi,alışverişe çıktığımızda bir mağazada veya bir markette görevli/kasiyer olarak görebilirsiniz.

Tek poşetçiler,işlerini özen göstermeden yapar.İşlerini sevdikleri pek sevmezler ve angarya olarak görür.Yüzleri de hiç gülmez.İşlerini yaparken sürekli söylenir ve şikayet ederler.Dikkatleri dağınıtıktır.İşlerini bilinçli olarak yavaş yaptıkları için müşterileri sinirlendirirler.Münakaşa etmeye hazırdırlar.Kendilerini de her zaman koşulların kurbanı olarak görürler.

Tek poşetçilerden sık sık “benim işim sadece bu,daha fazlasını yapmam” söylemlerini duyabilirsiniz.

Supermarket örneğinde;sadece bir poşet kullanırlar, müşterinin aldığı malları tek bir poşetin taşıyıp taşıyamayacağını düşünmezler. Malları poşete koyarken özen göstermez, rastgele doldururlar. Nasıl tanıdık geldi değil mi?Aslında artık poşet bile vermiyorlar müşteri kendisi alıp açıyor ve dolduruyor.

Koşulların kurbanı denildiğinde veya kendisinden başka herkesi ve her şeyi suçlayanlarla karşılaştığımda aklıma gelen önemli bir söz vardır:
1925 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi İrlandalı oyun yazarı, eleştirmen
George Bernard Shaw’ın İnsanlar kendi durumlarıyla ilgili olarak her zaman koşulları suçlar. Ben koşullara inanmam. Bu dünyada yol alan kişiler, ayağa kalkıp istedikleri koşulları arayan ve bulamadıklarında yaratan insanlardır.”


İnandığım bir sözdür.her zaman çok yönlü düşünülmeli ve alternatiflerin değerlendirilmesi gerektiğini düşünürüm.

İnsan kaybettiğinde değil vazgeçtiğinde yenilir.

Cuma günü Uludağ Ekonomi Zirvesini izlerken konuşmacılardan biri bence çok önemli bir cümle söyledi.

Dedi ki;“hali hazırda sürekli kazananlar,kazanır hale bir anda gelmiyor.Geçmişte kaybettikleri sayesinde geliyor.Kesinlikle bir anda olmuyor.”


Dolayısıyla bu kadar örnek varken tek poşetçiler işin kolayını seçerek kendilerini koşulları kurbanı olarak adletmişlerdir.

Diğer tarafta ise; çift poşetçiler vardır. Her daim bir yandan kendisini geliştirken, diğer yandan da başkalarının gelişmine yardımcı olurlar.
Çift poşetçiler;kendisini müşterinin yerine koyarak işini yapar.Güler yüzle çalışır.

Zamanı varsa görev tanımının dışına çıkarak farklı katma değerler üretir.
Genel olarak;kibardır ve teşekkür eder.

Çift Poşetçiler;yaptığı işin bütünle olan ilişkisinin bilincinde olarak hareket eder ve farkındalığı yüksektir.

Müşteri kaybedilmemesi ve yeni müşteri kazanılması gerektiğinin son derece farkında olarak görevini yapar.

Supermarket versiyonunda;müşterilerin mallarını poşete doldururken, gerektiğinde iki poşeti iç içe koyar, böylece malların ağırlığı nedeniyle poşetin yırtılma riskini ortadan kaldırır.Sanırım çok az kaldı bu çalışandan…

Akşam işinden evine gelen “tek poşetçi” eş, yoğunluktan yakınır. Eşiyle ilgilenmek yerine televizyon karşısında uyuklar. Çocuğu onla oynamak istediğinde veya konuşmak istediğinde”şimdi TV izliyorum,işim var “diyerek geri çevirir.

Oysa işinden evine dönen “çift poşetçi” eş neşelidir. Evdekilerin günü nasıl geçirdiklerini ilgi ile dinler. Ne yapmak istediklerini öğrenir ve herkesi memnun edecek konularla ilgilenir. Çocuğu onu çağırdığında veya konuşmak istediğinde herhangi bir sevincini,zamanını paylaşır, birlikte oynar ve etkin bir biçimde dinler.

İşte tam bu noktada sorumu farklı biçimde tekrarlamak istiyorum :

Çevrenizi şöyle bir değerlendirdiğinizde hangi profil daha fazla?
Sizce çift poşetçi olmak çok mu zor?
Koşullar engel mi?

 Hayata karşı bakış açılarımız, takındığımız tutum, hayattan beklentilerimiz, sınırlarımızın esnekliği, sorumluluklarımızın bilincinde olmamız, değişime önce kendimizden başlamamız tek veya çift poşetçi olmamızı belirleyen faktörlerdir…
Biliyoruz ki eğer bir iş varsa ve o işi de yapacak pek çok çalışan varsa;o iş, onu yapacak insanların bakış açıları, tutumu, kalitesi, hayattan beklentileri, sorumluluklarının bilincinde olmaları gibi faktörlerden etkilenir.

Dolayısıyla hayatı kaliteli yaşamak,zamanımızı kaliteli değerlendirmek önemlidir.İletişimimiz,başkalarını önemsememiz ve karşımızdaki kişilerin de bir birey olduğunu unutmadan hareket etmemiz daha iyi bir çevre ve ortam için olmazsa olmaz tutumlardır.

İş dünyasına ve çalışan profiline döndüğümüzde ise;hangi sektörde çalışıyorsak hangi pozisyonda olunduğundan bağımsız olarak çift poşetçi olunması kesinlikle mümkündür.Liderlik kavramını birçok kişi üst seviye yöneticilik olarak algılasa da Liderlik,çalışılan pozisyon seviyesinden bağımsız olarak kendi alanına liderlik etmekşeklinde gerçekleştirilebilir.Bu liderlik pozitif bir marka algısı,hizmet kalitesi ve müşterilerinin hakkında olumlu konuştuğu kurum olarak geri döner.

Ve bugün iş dünyasındaki bence en büyük eksikliklerden biri kendi alanına Liderlik eden çalışan profilidir ,çift poşetçilerin azınlıkta kalmasıdır.

Çift poşetçiler yetiştirilebilir veya yetişmiş olanlar istihdam edilebilir.Maliyet olarak görülmeden yatırım ve kalite olarak değerlendirilerek…
Bunun birçok nedeni tabi ki mevcut ancak bugünkü yazımdaki odak noktası mesajın sapmasını istemediğim için ilerleyen yazılarımda değerlendireceğim.

Farklılaşmak isteyen tüm şirketlere,özellikle hizmet sektöründe faaliyet gösterenlere tavsiyem çift poşetçiler yetiştirmeleri,istihdam etmeleri ve ellerinde tutmayı bilmeleridir.

Rekabet yönetiminde,farklılaşmada,hizmet üstünlüğünde en önemli farkı yaratan faktör günümüzde insan kaynağıdır.

Bu nedenle;hangi iş,konu,yaşam için iş planı yapılacaksa yapılsın
“kalite” en iyi iş planıdır.

Zamana anlam katmak için…

Saygılarımla,

Please follow and like us: