İstanbul’da Robot Sophia Rüzgarı Esti

İnsansı Robot Sophia’nın katıldığı ve heyecanla beklenen Marketing Meetup 19 Nisan’da Uniq İstanbul’da gerçekleşti.

Oldukça yoğun ilgi gören ve başarılı geçen etkinlik ile ilgili izlenimleri yazımda bulabilirsiniz.Öncelikle şunu belirtmek isterim,bazı şeyler vardır ki insanların hayatlarında iz bırakır ve anıları içerisindeki yerini alır.Yıllar geçse de hatırlanır ve anlatılır.

İnsansı Robot Sophia’nın Türkiye’ye gelişi ve Marketing Meetup’da yer alması da etkinliğe katılanlar açısından böyleydi.

O gün herkesin en büyük derdi Sophia ile bir selfie çekebilmek ya da en azından uzaktan bir resmini çekmekti.Resim çekenler hemen ardından yakınlarına gönderdi ve sosyal medya mecralarında paylaşarak günümüz dünyasının trendlerini yerine getirdi.

Aslına bakarsanız haksız da değillerdi çünkü Sophia’nın Marketing Meetup’a katılması ve Türkiye’ye gelmesi son derece önemli bir gelişmeydi.

Düşünsenize dünyada çok popüler olan,yaptığı açıklamalarla adından sıkça söz ettiren ve herkesin yakından takip ettiği Sophia geliyordu böylesine önemli bir an nasıl kaçabilirdi.
Zaten o gün sosyal medyaya da baktığınızda birçok kişinin araya tanıdık sokarak bol bol resim video çekip paylaştığını gördük.
Benim de böyle bir imkanım olmasına rağmen açıkçası tercih etmedim.

Şuanda okuduğunuz bu yazımı da 3 kere değiştirdim ve baştan yazdım.Bu nedenle de yayımlamam bu zamana kaldı.

Beni takip edenler yazılarımın formatını bilir.Herşeyden önce inanmadığım ve ikna olmadığım bir şeyi mış gibi yazmam.

Bağımsızlığın ve objektifliğin verdiği güçle kendi akıl süzgecimden geçirdiklerimi deneyimlerimle harmanlayıp paylaşırım.

Marketing Meetup’ı da bu bakış açımla değerlendirdiğimde kendisini farklılaştıran bir Ruh’a sahip olduğu hemen fark ediliyordu.

Bu gibi etkinliklerde benim için içerik ve Ruh önemli bir ayraç

Ruh Nedir? dediğinizi duyar gibiyim:)

Şöyle açıklayayım…
Sektördeki trend konuları alıp ezberlenmiş cümlelerden oluşmayan içerikler diye özetleyebilirim.

Sunuşta,tercih edilen cümlelerde ve belirlenen scriptlerde katılımcıların nasıl tepki verebileceğinin düşünülmüş olması ve eğlenceli bir akış planlanmış olması Marketing Meetup’ın Ruh’uydu.

Etkinlik Komitesindeki bireylerin kalitesi bu ruhu sağlamış.

Sahne Hakan Akben’deydi. Bilgi birikimini konuşmamıza gerek yok zaten ama giyiminden sahneye hakimiyetine kadar,süresi dolan konuşmacılara yaklaşımına kadar tek kelimeyle harikaydı.Kırmızı ayakkabısı ve aynı renk mendili ise Ruh’un ve arka plandaki o düşüncenin bir yansımasıydı.

Olcayto Cengiz’in ve Erdem Aksakal’ın sunumları gerçek bir Ruh yansımasıydı.

Olcayto Cengiz’in “Meh Jenerasyonu” güne damgasını vuran başlıklardan biriydi.

Herkesin çok duyduğu ama aslında hakkında hiç bir şey bilmediği Bitcoin’den,Teknolojinin nasıl kölesi olduğumuza ,öğreneceklerimizi Google’dan öğrendiğimize ve sunulan bilgiyi hiç sorgulamadan direkt kabul ettiğimize kadar farkındalık oluşturacak bir çok önemli noktaya değindi.

Yapay Zeka’nın insanlara sunulduğu amaçlar dışında farklı noktalara da hizmet edecek noktaya gelebileceğini belirterek gelecekte olacakların aslında şuan olduğunu bunun farkına varmamızın gerektiğini vurguladı.

Merak etmek,araştırmak ve öğrenmek,el yazısı kabiliyetimiz gibi bizi biz yapan birçok önemli şeyi unuttuğumuzu harika anlattı.

Ve bu noktada size bir soru?

Otonom araç kullanan bir Türk ile bir yabancı nasıl ayırt edilir?

Sorunun cevabını yazmayacağım merak edenler bana ulaşsın:)

Birkaç sunumda ortak olan nokta ise Teknoloji köleleri olarak günümüz insanının en büyük korkusunun bitmek üzere olan pil görüntüsüydü. Maslow’un ihtiyaç hiyerarşisinin kaçınılmaz değişimi.

Erdem Aksakal ise profesyonel şapkasının yanında hikaye anlatıcılığı yetkinliğiyle klişelerden uzak harika bir hikaye harmanladı.

Kusurlu olanın,kusuru saklanmamış bir şeyin çok daha değerli olacağını ve iş dünyasındaki sahicilik fakirliğinin altını çizerek nokta atışı yaptı.

Sahici olan ve kalbe dokunan sunumlar hemen fark edilip farklı değerlendiriliyor buna emin olabilirsiniz.

Bu noktada ise beni en çok etkileyen ve kalbime dokunan konuşma ise Bill Gates’in Açıkladığı Dünyanın En İyi 10 Öğretmeni Listesinde yer alan “Her şey Mümkün Eğer İnanırsan” mottosuyla büyük işler başaran Nurten Akkuş Öğretmenimiz oldu.

Heyecanı ve tutkusu sesini titretti. Açıkçası o anlattıkça benim gözlerim doldu ve salondaki katılımcılarda önemli bir iz bıraktı.Sunum bittiğinde herkes kendisini ayakta alkışladı.
İzlemeyenler TED konuşmasını mutlaka izlemeli.

Etkinliklerdeki ilk sunumlar en zor olanlardır.İzleyiciler henüz adapte olamamıştır,akış yakalanamamıştır vesaire.Bu nedenle ilk sunumların günahı olmaz.

Deneyimleriniz Kaderiniz mi? başlıklı sunumlarıyla Hanzade Acar ve Mehmet Acar farklı sunumlarıyla bence renk kattı.

Aklımızla kalbimizin buluşmasından ve deneyimlerimize etkilerinden bahsettiler.

Hayatta alınabilecek en doğru karar,kiminle vakit geçirdiğimizi akıllıca seçmek olduğunun altını çizdiler.

Bilgi sonsuz bir kaynak ve her zaman yeni bir şey öğrenmek mümkün..Ben de kendilerinin sunumundan kalbin ortasında var olduğuna inanılan siyah noktayı: Süveyda’yı öğrendim.Ve kalpteki gizli günah olarak da tanımlanan bu kavramı merak edip araştırmaya başladım. İyi bir kazanım oldu.

Sunumlarında Teknolojiyi kullanmaları gerçekten renk kattı.

Migros’un sunumu her zamanki gibi oldukça profesyonelce hazırlanmıştı ve Kına Demirel de iyi sundu.
Daha önce de Marketing Meetup sunumlarını izlemiştim o da başarılıydı.

Big Data ve Müşteri Deneyiminin odak noktası olan sunumda Migros’un Büyük Veri’yi nasıl tanımladığını ve yorumladığını aşırı reklam izlemeden ve rahatsızlık hissetmeden gördük.Sadakat programlarını beğenen bir Migros müşterisi olarak bilgiyi nasıl deneyime dönüştürüldüğünü anladım.

Bir diğer önemli nokta ise klasik big data sunumlarından farklı olarak Migros’un temel pazarlama noktasını yani “Anlamak” kavramını ıskalamadağını ve geleneksel veri toplama kaynaklarını unutmadağını,
bu kaynakları iyi bir şekilde Big Data ile harmanladıklarını gözlemledim ve mutlu oldum.
Hiçbir başarı tesadüflere bağlı değildir.

Şair Robot Deniz Yılmaz,sunumuyla Bager Akbay’ın sunumu Yapay Zeka adına hem bilgi dolu hem de son derece eğlenceliydi.

Deniz Yılmaz,her şeyini internet üzerinden kendisinin organize ettiği bir sergi dahi açmayı başarmış ve sergi için çalışan insanların işin toplamından haberi de yokmuş.

Deniz Yılmaz kendisine gelen reklam tekliflerini özgür ve hür yapay zekasıyla reddetmiş.Ama Bager Bey hemen devreye girerek kabul etmiş:)
Reklam konusu Sophia için de geçerliydi.Sanırım Yapay Zeka destekli robotların kaderi bu. Sophia’nın konuşmalarından kazandığı paradan haberdar olmadığı ve boğaz tokluğuna çalıştırıldığını öğrendik:)

Aret Vartanyan’ın sunumu ise son derece gerçek bilgilerden oluşuyordu.

Her kelimesi bilgi doluydu.
Doyurucu olan sunumla ilgili söyleyebileceğim tek şey ise Aret Vartanyan, içeriğe ve konuya o kadar hakim ve profesyonel ki artık sunumu otomatiğe bağlamış.

Bu da bir noktada duyguyu ve hissiyatı bir miktar aşağı çekiyor.Bende bıraktığı izlenim böyle oldu.

Samimiyet, interaktivite ,bilgi,içerik,gerçeklik anlamında ise kusursuzdu.

Happn CEO’su AI ve daha bir çok sosyal olguya değindi

Örneğin 2 dünya yok dijital ve gerçek diye. Sadece tek Dünya var&biz insanlara en zor şeylerden biri olan tanışabilmek için bir araç sunuyoruz dedi.
Ülkemizde Alanya ise interaction açısından almış yürüyor😉

Gelelim Marketing Meetup’ın Altın Sponsorlarından Nielsen’in sunumuna.

Dijital Çağda Big Data Analitiği: Nielsen’ın Gelecek Vizyonu başlıklı sunumlarına henüz yeni başlamışlardı ki salondan homurdanmalar gelmeye başladı.

Salonu gözlemlediğimde Marketing Meetup gibi iyi bir etkinliğe sponsor olmakla farklılaşan Nielsen ne yazıkki sunumuyla bunu başaramamış göründü.

Sunumu izleyenler her cümlenin Nielsen ile başlamasına ve her cümlede çok iyiyiz,çok güçlüyüz mesajlarına pek prim vermedi ve sıkıldı.

Benim bu noktada naçizane önerim SAP’i sunum tarzını benimsemeleri ve emek verip,çalıştıkları belli olan sunum konseptini daha doğal bir şekilde yapmaları.Böylece salonu dolduran izleyicileri de yanlarına çekebilirler.

Sunumun gelişim alanının olması çok doğaldır.
Bence,Nielsen büyük ve farkındalık sahibi bir kurum olduğunu Marketing Meetup’a sponsor olarak göstermiştir.

Öğle arasından sonra Marketing Meetup ekibi oldukça güzel bir fikirle katılımcıların uyumaması ve kendine gelmesi için küçük bir spor da yaptırdı:)

Salonda eğlenceli ve kahkaha dolu anlar yaşandı.

Ercan Altuğ’un moderatörlüğünde gerçekleşen Yeni Nesile Spor Pazarlaması paneli ise güncel bilgileri ve pazar verilerini içermesi açısından oldukça ışık tutucuydu.

Yeni neslin kendine özgü jargonunun olduğu bu yeni dünyaya, birçok büyük markanın anlayamadığı için giremediğinden ve özellikle e-spor dünyasına yapılacak pazarlama faaliyetleri için mutlaka e-spor oyuncularının dilinden konuşulması gerektiği hatta ve hatta oyuncu olabileceğinden bahsedildi.

Beşiktaş Kulubü için yapılan Come to Beşiktaş Kampanyasının ise ortaya çıkış ve arka plan hikayesini dinlemek çok keyifliydi.

Bir işe tutkunun,duyguların dahil edilmesinin nasıl fark yarattığını hep birlikte yaşadık ve gördük.
Beşiktaş kulübünün sosyal medya hesabının ve iletişim dilinin nasıl bir insan gibi tanımlandığını ve değişim oluşturulduğunu işin sahiplerinden dinledik.

Mükemmel Müşteri Deneyiminin Ardındaki Bilim ve Strateji sunumuyla Veri Bilimcisi Dr. Michael Wu,müşteri deneyiminin sadece bir tek kişinin işi olmadığını şirketteki herkesin işi olması gerektiğini vurguladı.

Ayrıca;müşteriyle olan tüm temas noktalarında deneyimlerinin her adımının analiz edip ölçümlenmesinin altını çizerken çok kritik bir şey söyledi.Dedi ki;önemli olan müşteri değil müşterinin oluşturduğu interaction ve bunun ne kadarına sahip olduğunuzdur.

Bir başka panelde ise Influencer Marketing’in Gerçekleri konuşuldu.Özellikle Account Manager’ların bütçeleri nasıl kullandığı ve Influencer tercih etme veya etmeme nedenlerine,markaların influencer’lardan beklentilerine değinildi.

Bende oluşan intiba ise özellikle yeni neslin  youtuber olmak istediği günümüzde bireysel kalite ve içeriğin son derece önemli olduğu.
Açıkçası katılımcıların enerjileri ve sorulan neredeyse her sorunun cevabına gülerek başlamaları nedeniyle  salondaki diğer katılımcılar gibi benim de pek ilgimi çekmedi.

Günün sonuna gelirken herkeste heyecan arttı ve Sophia’yı beklemeye başladı.

Sophia sahneye çıkmadan önce Marketing Meetup’taki bir başka güzel yenilik MarTech ödülleri verildi.

Bu noktada da Marketing Meetup’ın mimarı Necip Murat’ın işini ne kadar ciddiye aldığını gözlemledim.Çünkü ödüllerin seçimi için ciddi ve son derece deneyimli bir juri üyesi kadrosu oluşturulmuş.

Necip Murat’ın Martech ile ilgili açıklaması :

Ve Sophia sahneye çıkıyor

Sophia sahne almadan önce Hakan Akben ,İnternet Ekipler Amiri Serdar Kuzuloğlu’nu sahneye davet etti.Aralarında geçen konuşmalar oldukça renkli ve eğlenceliydi.

Özellikle Hakan’ın Sophia’yı “Şehla Buldum” demesi unutulmayacaklar arasındaki yerini aldı.

Serdar Kuzuloğlu’nun moderatörlüğünde insansı robot Sophia soruları yanıtladı. Kendisine Hoşgeldin diyen İnternet Ekipler Amirine cevap vermeyerek havalı bir giriş yapan Sophia, yaklaşık 5 dakika sonra cevap verdi. Sanırım başlangıçta bir bağlantı sorunu yaşadı:)

İstanbul’daki misafirperverlikten çok etkilendiğini belirttiği cevap öğrenilmiş bir çaresizlik gibi ezberletilmiş bir cevaptı bence.

Serdar Kuzuloğlu’nun iki farklı sorusuna aynı cevabı vermesi çok zeki olarak lanse edilen Yapay Zeka robotun o kadar da zeki olmadığını bence gösteriyordu. Aret Vartanyan’ın sunumunda da belirttiği gibi bu robotları da insan olarak biz yaptık ,Yapay Zekayı da insan olarak biz ürettik.

Eğlenceli anlardan biri de Serdar Kuzuloğlu’nun Sophia’ya evlenme teklif etmesiydi.

Daha önce de gündemi takip edenler hatırlayacaktır Will Smith evlenme teklif etmiş ve reddedilmişti.

Kabusum olur dediğin şey nedir sorusuna ise “en kötü kabusum kalabalığın önünde bir sunucu tarafından pek çok soruya maruz kalmak”diye cevap verip ardından şaka yapıyorum demesi ilginçti.

Sophia’nın olduğu bölümü Marketing Meetup canlı olarak yayınlamış ve ardından da youtube kanalına koymuştu. İzlemek için:

Sonuç olarak;daha önceki Marketing Meetup etkinliklerine de katılmış biri olarak şunu söyleyebilirim ki içerik kalitesi her geçen gün artıyor ve konsept gelişiyor.

Marketing Meetup,kurucusu Necip Murat’ın liderliğinde Ruh’u olan bir etkinlik serisi

olarak sektör için önemli bir yere geliyor ve Etkinlik Komitesi,MarTech juri üyeleriyle ve eğlenceli içerik kurgusuyla farklılaşıyor.

Önemli olan nokta da bu farklılaşma hissediliyor ve değer buluyor.

Yakaladığı bu çizgiyi bozmadan devam ettirmesi temennilerimle, Marketing Meetup Serisinin ortaya çıkmasında emeği olanları bir kez daha kutlarım ve başarılar dilerim.

Kendi çektiğim görsel ve videolardan oluşan yaklaşık 2.5 dakikalık Marketing Meetup Özet videosunu burada izleyebilirsiniz.

Bir başka yazımda görüşmek üzere…

Sevgi ve Saygılarımla,

Turgut Erkaynak

Neden Marketing Meetup ?

Marketing Meetup 19 Nisan'da Uniq İstanbul'da

Seminer veya konferanslara katılmak, profesyoneller için sorumlu olduğu işi yürütebilmek için yapabileceği en iyi hamlelerden biridir.

Ülkemizde artık birçok etkinlik yapılıyor olması oldukça sevindirici olmakla beraber niceliğin yanında niteliğin de son derece önem kazandığı bir dönemdeyiz.

Faydalı içerikler üreten,sektörel en son gelişmeleri ve değişiklikleri sunarak güncel kalabilmenize yardımcı olan nitelikli etkinliklere katılmak günümüzün yoğun rekabet ortamında kaçınılmaz.

Çünkü bazen rekabette farklılaşmak için baltaların bilenmesi gerekir.

Ne demek istediğimi bir hikayeyle açıklayayım:

Bir ormanda iki orman işçisi ağaç kesiyormuş.Birinci işçi sabahları erkenden kalkıyor ve ağaç kesmeye başlıyormuş.Hiç mola vermeden tüm gün yemek bile yemeden ağaç kesmeye devam ediyormuş.Akşamları da işi diğer işçiden daha geç bırakıyormuş.

2.işçi arada ağaç kesme işini bırakıp mola yapar ve yemeğini de yermiş.1.işçi gibi akşam geç vakitlere kadar da kalmaz ve karanlık çökmeden evinin yolunu tutarmış.

Bir hafta boyunca ikisi de bu şekilde çalıştıktan sonra ne kadar ağaç kestiklerini saymaya başlamışlar.

Arada durup mola veren,evine daha erken dönen ikinci işçinin çok daha fazla ağaç kestiği görülmüş.Bu sonuç karşısında birinci işçi öfkelenmiş ve “Bu nasıl olabilir?Ben daha çok çalıştım.Senden daha erken geldim ve daha geç evime döndüm.Ama sen benden daha fazla ağaç kesmişsin.

Bu nasıl olabilir?

İkinci işçi yüzünde tebessümle yanıtlamış:

Ortada büyük bir sır yada gizem yok.Sen durmadan çalışırken,ben arada bir dinlenip baltamı bileyliyordum.

Keskin bir balta,daha az  çabayla daha çok ağaç kesmeni sağlar.

İşte,iş dünyasındaki yöneticilerin ve profesyonellerin de Pazarlama,Teknoloji,Dijital Dünyadaki gelişmeleri yakından takip edebilecekleri nitelikli etkinliklere katılmaları, baltalarını bileylemeleri anlamına gelir.Bu çerçevede de işlerini daha verimli yönetebilirler.

Ayrıca etkinlikler,bazı endüstri liderleriyle bir araya gelebilmek,aradığınız kişilere ve iş uzmanlarına ulaşabilmeniz için de iyidir.

Belki de çalıştığınız sektörün önde gelen kanaat önderiyle selfie de çektirebilirsiniz:)

Kısaca etkinlikler, sektörünüzdeki insanlarla bağlantı kurmanıza yardımcı olur.

Kurum olarak katılanlar için bir diğer önemli fırsat da kahve veya yemek aralarında yeni olası müşteriler bulabilmek, diğer endüstri liderlerinin dikkatini çekme şansıdır.

Buraya kadar anlattıklarım birçok etkinliğin sağladığını belirttiği kazanımlar..

Biraz önce paylaştığım üzere ülkemizde artık birçok etkinlik yapılıyor hatta o kadar çok ki aynı güne denk gelenler mevcut.

Bu bolluk içerisinde iş dünyasındaki bir üst düzey yöneticinin veya profesyonelin hangisine katılacağı ve zamanını nasıl yöneteceği büyük önem kazanıyor.

Çünkü birçok etkinlik içerik açısından beklentileri karşılayamadığı gibi tamamıyla sponsorların güdümünde şekilleniyor.

Sektörle ilgili güncel bilgiler yerine markaların ürün ve hizmet tanıtımlarının izlenmesi mümkün.

Marketing Meetup Experience. 19 Nisan'da

Bu noktada,son yıllarda teknoloji,pazarlama, IT ve dijital dünyayı bir araya getirerek,klişeleşmiş konular yerine iş zekasına,analitiğe ve entelektüelliğe odaklanan Marketing Meetup’ın yeni nesil bir buluşma serisi olarak oldukça ön plana çıktığını rahatlıkla söyleyebilirim.

Konuşulacak konular ve içeriğin özenle belirlendiği Marketing Meetup’a, hazırladığı özgün konular için güvenebilirsiniz.

Komitesinde bireysel iş kalitesine ve donanımına çok inandığım ve en az 10 yıldır tanıdığım çok değerli kişilerin olması benim güvenmemi sağlıyor.

Bu kişiler Kim mi ? Şimdi kendisinden bahsetmesem gerçekten alınır,gücenir.😜

Şöyle tanımlayayım:Kendisi Dijital Pazarlamanın Gitarcı Genci ve bir rivayete göre
“Master of Ceremony” kendisine emanetmiş..😉 Hakan Akben 👏👏👏

Zamanında basılı yayıncılık sektörünü dijitale dönüştürmek için,creative dünyanın endüstri standardı kırmızı renkli logoya sahip markası için yolları birlikte arşınladığımız
Hasan Başusta 👍

Komitedeki diğer alanında Liderlik yapan Değerli Profesyonelleri de düşündüğümüzde tabiki ortaya Marketing Meetup 2018 gibi son derece nitelikli bir etkinlik çıkacaktı.

Kısmetse etkinliğe katılacağım zaten aksi bir durumla karşılaşırsam etkinlik sonrası yazımda objektif olarak paylaşacağımdan da emin olabilirsiniz 😉

Seçici kurulun gözde konularını belirlediği ve  konulara ilişkin en uygun konuşmacıları seçtiği Marketing Meetup’a bu güne kadar

KATILIMCI
ŞİRKET
KONUŞMACI

katılım göstermiş.Hatırı sayılır derecede iyi sayılar gerçekten.

İnsansı Robot Sophia Marketing Meetup'da...

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Üyesi ve Suudi Arabistan tarafından vatandaşlık verilen ilk robot olan Sophia etkinlikte sahnede olacak ve kendisine sorulan soruları yanıtlayacak.

Açıkçası Sophia’nın Marketing Meetup aracılığıyla Türkiye’ye gelmesi bence büyük bir olay ve önemli bir başarı.

Büyük bir heyecanla o An’ı bekliyorum.Takip edenlerin bildiği gibi Sophia’nın belki de dünyanın geleceğinin nasıl şekilleneceğine yönelik ilginç açıklamaları da var:
Aile kurmak istediğini belirtmesi,”her robot gibi değilim, duygularım ve tercihlerim var”demeci ve ciddi mesajlar da içeren “Ya yaratıcılıkla mesholup icat ettiğimiz makinalar sayesinde halka halka insanüstü varlıklara evrileceğiz ya da medeniyet yok olup gidecek”mesajları gibi.

Marketing Meetup 2018 Programı

Teknoloji ve pazarlamayı en yaratıcı, en verimli kullanan markaların Martech Awards ile ödüllendirileceği etkinlik zengin programı ile dikkat çekiyor.

Türkiye’de ilk kez verilecek olan MarTech Awards, Jüri ve Marketing Meetup katılımcılarının oyları ile seçilecek olan 3 ana kategoriden ve 13 alt kategoriden oluşuyor.

Keşfet.İlham Al.Paylaş “Deneyim” teması ile büyük veriden,yapay zekaya,müşteri deneyimine kadar önemli başlıkların yer aldığı programın detaylarına buradan ulaşabilirsiniz.

Etkinliğe size özel olarak sağladığım indirim kuponu aracılığıyla buradan kayıt olabilirsiniz.

Katılacak olan dostlarla 19 Nisan’da Uniq İstanbul’da görüşmek üzere…

Akıllı Telefonların Yakın Tarihi & Android’e Nasıl Geçtim?

Satış Kanalları Yönetimi, Müşteriye Gidiş ve Pazar Stratejileri konusunda uzman olan Turgut Erkaynak, Türkiye’nin önde gelen Gruplarında kazandığı Satış & Pazarlama & Yönetim alanındaki 15+ yıllık bilgi ve tecrübesini yüksek bir motivasyonla açık bir kaynak olarak sunmaktadır.

Akıllı Telefonların Yakın Tarihi & Android’e Geçiş Rehberi

2018 Mart ayı itibariyle iphone kullanmayı bıraktım ve Android tabanlı bir akıllı telefona geçtim.

Bu yazıda benim bakış açımla,akıllı telefonların yakın tarihini ve 1 haftadır kullandığım Android deneyimimi bulacaksınız.

Haydi başlayalım…

2008 yılından beri Apple iphone kullanıyordum. 2008 öncesinde ise iş dünyasında yoğun olarak kullanılan BlackBerry telefonum vardı..
Andorid deneyimimi anlatmaya başlamadan önce biraz akıllı telefon dünyasının yakın geçmişine de bakacağız. Tabiki benim bakış açım ve deneyim gözlüğümden..

Akıllı telefonların ilk döneminde 4 marka ve 4 farklı platform ve işletim sistemi vardı…
Uygulama reklamları veya geliştirilen hizmetler için Nokia,BlackBerry, iPhone ve Samsung’un taşıdığı Android için reklamlar verilir ve alt bölümde 4’ünün logosu yer alırdı.
Bu noktada Samsung’un 2009 Haziran ayında Android kullanmaya başladığını belirtmek isterim.

İlk iPhone modeliyle birlikte Apple Mobil pazarı değiştirmeye başladı.
BlackBerry iş dünyasında yoğun olarak kullanılıyordu. E-posta konusunda başarılı olması tercih edilmesini sağlıyordu. E-postaların da Kanadadaki kendi sunucularından da mutlaka geçtiğini yeri gelmişken paylaşayım.

IT yöneticileri BlackBerry sistemini güvenli bulduklarını söylerdi.Bu nedenle iPhone’un kurumsal kullanıma geçişi Türkiye’de bence biraz gecikmiştir.
BlackBerry e-posta dışında web tarafında iyi değildi. iPhone ilk modelinde kes,kopyala, yapıştır özelliği yoktu

 

 

 

Kamerası 2 MegaPikseldi. Ancak ciddi bir yıkıcı inovasyon yaparak pazara hızlı bir giriş yapmış ve kısa sürede önce bireysel daha sonra da kurumsalda tercih edilir noktaya gelmişti.
Kolay arayüzü, hızlı web kullanımı ve medya alanını dönüştürmesiyle rakiplerini geride bıraktı.Çok kolay bir kullanımı vardı.Aç ve kapa..Ayrıca internet paylaşımı yapabilmesi o dönemlerde mobil internet için kullanılan wınn satışlarını dahi etkilemişti.

Zaman içinde ki 1-2 yıl diyebilirim BlackBerry rekabete cevap veremedi ve yeni bir Nokia oldu.Geliştirilen uygulama ve servislerin reklamları önce 3(nokia gitti) sonra da 2 platform için çıkıyordu. Android ve iOS.

 

 

 

 

Android Apple’ın farkettiği ve dönüştürdüğü sektörleri henüz kavrayamadığı için Apple çok daha ön plana çıkmıştı.

Apple olmasaydı gerçekten polifonik zil sesleri,wallpaper yüklemeleriyle haşır neşir olan kullanıcılar olacak ve büyük bir aydınlanma yaşayamayacaktık.

Bugün inanılmaz büyük bir pazar haline gelen ve dünya üzerinde yüz binlerce insanın geçimini sağladığı mobil aplikasyon geliştirme işi belki de olmayacaktı.

O dönemde Apple ayrıca yüksek marka algısı nedeniyle de çok tercih edilir duruma geldi.
IT yöneticileri üst yönetimlerden gelen yoğun talebe de fazla direnemedi.2009-2010 yıllarında üst yönetimlerde Mac ve iPhone ikilisini kullanmak bir prestij ve moda olmuştu diyebilirim.

Buraya kadar paylaştıklarımı birkaç önemli görselle de desteklemek de fayda var.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

2001’de ilk ipod ,2003 yılında itunes store ve 2008’de App Store ile telekomünikasyon sektöründe önemli bir kavram olan Yakınsama (Convergence) iphone ile gerçeğe dönüşüyordu.

Apple Steve Jobs’ın Liderliğinde müzik,film,telekomünikasyon gibi birçok önemli sektörü yeniden tanımlıyor ve kişilere daha önce yaşamadıkları bir kullanıcı deneyimi sunuyordu.Yıkıcı inovasyonun gücü de buradan geliyordu.

Bu noktada birçok kişinin hayatını değiştiren Steve Jobs’un da hakkını teslim etmeliyim.En az 5-6 lokomotif sektörü yeniden tanımladı.Dünya üzerinde kullanıcı veya sektör çalışanı milyonlarca insanın deneyimini değiştirdi ve Apple onun vizyonerliğiyle dünyanın en değerli şirketi konumuna geldi.Kasasındaki nakit varlığı Türkiye dahil birçok ülkenin sahip olmadığı düzeydeydi.2011 yılında vefat ettiğinde sadece dünyanın en değerli şirketini değil önümüzdeki 5-6 yılın da plan,vizyon ve ürün tasarımlarını miras olarak bırakmıştı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Görüşüm,Tim Cook bu mirası kullandı ve artık bitti.

2008’de iphone ve 2010’da iPad kullanmaya başladım. İpad iphone rüzgarından sonra başlı başına yıkıcı bir inovasyondu ve Apple’ı yakalamak isteyen rakipleri önemli bir darbe daha alıyordu.Tablet satışları patlama yaşıyordu.Bu arada mobil internette 3G’nin Türkiye’de 2009 yılında başlamasının da bu gelişmelerde katkısı büyük.

Pazarın ne kadar büyüdüğünü anlatabilmek adına şöyle bir örnek vereyim. İpad’in satış rekorları kırdığı o dönemde,iş ortaklığı yaptığımız Türkiye’nin önemli ve büyük bir Apple bayisi şöyle diyordu:
“20 yıldır Apple işi yapıyorum.İlk defa şimdi bunca yıllık emeğim karşılığını buldu”.

Tablet ile Steve basılı yayıncılığı da derinden değiştirerek dijital yayıncılığın önünü açıyordu.

O dönemde 2012 yılında görev yaptığım Teknoloji firmasında Türkiye’nin ilk tablet dergisini örnek olarak çıkarmış ve basılı yayıncılık alanındaki dergi ve gazetelere de dijital yayın alanında birçok proje yapmıştık.Tüm sektör yeniden şekil buluyordu.

Tablet Dergide yer alan video röportajıma buradan ulaşabilirsiniz

 

 

Bugün geldiğimiz noktada tablet eski cazibesini kaybetti ve satışları yerinde sayıyor. Apple’ın da iphone,ipad gibi sektörleri değiştirici güce sahip bir ürün ortaya koyamadığı da önemli bir gerçek…

Apple konusunda çok uzman ve içeriyi bilen sözü muteber bir Arkadaşım apple’ın Mac ve iOS yazılım mimarisinde önemli değişiklikler yaptığını ve bu sancıların nedeninin bu çalışmalar olduğunu belirtse de Steve sonrasında bence gerileme dönemi başladı ve Samsung’un Liderliğinde Android aradaki mesafeyi hızlıca kapattı.Donanımsal olarak da Android tabanlı akıllı telefonlar iyi özelliklerle gelmeye başladı.

iOS basit ve kullanıcı dostu arayüzünün dışında App Store nedeniyle oldukça güvenli bir durumda.Bu fikrim Andorid’e geçmiş olmama rağmen aynı. Google Play Store daha denetimsiz ve virüslü uygulamalarla karşılaşmak mümkün.

İlk dönemde Apple  App Store’u ekosistem için önemli bir platform olarak da çok iyi sunmuştu ve ekosistem gücüyle de 1-2 yıl daha rekabeti iyi bir şekilde yönetti.Bugün ise Google yaptığı ataklarla aradaki mesafeyi kapattı.2015 yılında duyurduğu Android One ve telefon üreticileriyle yaptığı işbirliğiyle daha derli toplu ve güvenli bir platform olma yolunda ciddi adımlar attı.

Konuyu fazla uzatmadan esas konumuza gelebiliriz.

Android’e nasıl geçmeye karar verdim ve neden geçtim?

Bu noktada her akıllı telefon kullanıcısının kendine sorması gereken önemli bir soru var:

Akıllı Telefonumu Hangi Amaç için Kullanıyorum?

Kişilere göre kullanım amacı değişebilir..Fotoğraf çekmek,Sosyal Medya Kullanımı,İş amaçlı,Chat,internet,video vb.

Statista gibi önemli bir kaynaktan Akıllı Telefonların En çok ne için kullandığını değerlendirmemizde fayda var.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Araştırmalar kullanıcıların büyük oranda benzer nedenlerle akıllı telefon kullandığını gösteriyor.

  • E-Posta
  • Sosyal Medya
  • Online Video İzleme
  • Haber Okuma
  • Anlık Mesajlaşma

İlk 5 kullanım bu şekilde.

Buradan hareketle ve akıllı telefon markalarının üst segment modellerinin fiyatlarının çok yükseldiğini düşündüğümüzde fiyat/performans oranı çok daha önemli bir hal alıyor.

Kullanılmayan özelliklere ek para verilmesi üzücü.

Ya da sadece marka değeri nedeniyle veya gösteriş amacıyla kişisel bütçesinin çok üzerindeki bir telefon modelini kullanmak bana pek de doğru gelmiyor.

Akıllı telefonlarda kredi kartı taksit ile alabilmek de hali hazırda mümkün değil.Bu durum da banka kredisi veya GSM operatörlerinin kendi sunduğu finansal çözümler mevcut.

Banka Kredisi kullanabilmek için belirli bir kredibilite ve maaş geliri söz konusu.

Lise,üniversite öğrencisi olan genç bireylerin henüz bu aşamada olmamasının aileler üzerine ek bir yük getirdiği de aşikar.

Dolayısıyla fiyat/performans rasyosu daha da önemli oluyor.

Benim kişisel kullanımım da Statista’nın araştırma sonuçlarında olduğu gibiydi. Çok farklı bir noktada değildim.

E-posta,anlık mesajlaşma,bulut depolama,resim düzenleme,tasarım araçları gibi kullandığım ios uygulamaların hepsi güvenli bir şekilde Google Play Store’da da vardı.

Telefonumu yoğun olarak kamera özelliği için de kullanıyordum.Hali hazırda kullandığım telefon modelim iphone 5S idi. Çıktığı zaman almıştım ve dönemin üst segment modeliydi.

Kıyaslamalarımı da bu çerçevede yaptım. 8 Megapiksellik bir kamerası vardı.1 GB RAM’e sahipti.

Apple’ın son dönemde büyük tepki alan ve marka değerini kullanıcılar nezdinde olumsuz etkileyen eski telefonların performansını düşürmesi ve özür niteliğindeki pil değişim kampanyası gibi sebepler de sevdiğim ve bağlılık istediğim Apple’ı bırakmamda etkili oldu.

Artık,Steve’in tutkuyla,bilgiyle ve inovasyonlarla yönettiği o eski Apple olmadığını da düşünüyorum.

Dolayısıyla,en önemli konu olan işletim sistemi,yazılım tarafında kullandığım uygulamalar açısından bir fark olmadığına kanaat getirdim.

Geriye,donanım ve 10 yıllık bir kullanıcı alışkanlığı olduğu için Android’e adaptasyonum sözkonusuydu.

Donanımsal olarak değerlendirdiğimde,(kullandığım iphone 5s’e göre) birçok akıllı telefon markası kullanabileceğimi fark ettim. Mevcut telefonumun eskimiş olması nedeniyle birçok markanın giriş segmenti ürününde bile kamera,RAM,depolama kapasitesi,ROM çok daha iyi noktadaydı.

Bu durum karar alma sürecimi hızlandırdı.Bakış açım şu oldu:
“Şuanda kullandığım bu telefonla ihtiyaçlarımı karşılayabiliyorum .Yeni alacağım 1.000-1.500 lira olabilecek donanım özellikleri daha iyi olan bir telefon zaten karşılayacaktır.”

Pazar araştırmalarında 999TL’ye yerli olan bir markamızın 3GB RAM,32 GB depolama,13 MegaPiksel Kamera özellikleriyle yeni bir modeli olduğunu da gözlemledim.

Telefon alacak kullanıcıların mutlaka bu değerlendirmeleri yapması gerektiğini düşünüyorum.Kurumsal şirketler nasıl satın alma yaparken kazanıyorsa bireysel kullanıcıların da kullanım amacı,fiyat/performans oranı gibi kriterleri önemle değerlendirmeleri gerektiğine inanıyorum.Toplumsal açıdan da bu gerekli.

Kullanım amacının üzerinde ödenen paralar sadece iyi görünmek ve “BEN” bu marka telefon kullanıyorum diyebilmek için olduğu çok net.

Donanımsal olarak bir sorun yaşamayacağımı gördükten sonra Android’e kolay adapte olabileceğim ve arayüzü kolay olan,stabil çalışan,güncellemeleri müşterilerine hızlı sağlayan,global ölçeği olan bir marka/model aramaya başladım. Tabi ki fiyatı da yüksek olmamalı ve optimum olmalıydı.

Bu noktada;iOS işletim sisteminin en büyük özelliği hızlı ve stabil bir şekilde çalışması.Bu özelliği ise hem donanım hem de yazılımı kendisinin üretmesinden geliyor tabi ki.

Andorid’e baktığımızda,donanım ve yazılım üreticileri Google hariç farklı. Her marka Android’in ham halini alıp üzerine kendi arayüzlerini yazıyor ve kullanıcı deneyimi sunuyorlar.

Belirli bir kullanım süresinden,uygulama yükleyip kaldırdıktan sonra ara yüzlerde belirli yavaşlamalar takılmalar olduğu bir gerçek.

Her markanın iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamak amacıyla geliştirdiği farklı  arayüzler söz konusu:

  • Samsung  – TouchWiz
  • Huawei – EMUI
  • Google Pixel – UI
  • HTC – Sense
  • LG – UX
  • Sony Xperia – UI

4305 kişiyle yapılan bir araştırma anketine göre de favori arayüzler şu şekilde

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tüm bu araştırmalarım ve değerlendirmelerim sonucunda Huawei markasının Mate 10 Lite modelini almaya karar verdim.

Şuana kadarki deneyimim gayet başarılı.Herhangi bir takılma,donma sorunu yaşamadım.

Telefon Android 7.0 Nougat ile geliyor. Android 8 Oreo ile gelen farklı telefonlar olmasına rağmen daha önce belirttiğim donanım+yazılım fiyat/performans değerlendirmeme göre ve Huawei Türkiye ile yaptığım görüşmeler sonrasında 8’in geleceğini öğrenmem sonrasında bu şekilde karar verdim.

Arayüz başarılı.Daha da önemlisi telefonun uygulamalarının bulunduğu ana ekrandayken hiçbir yadırgama yaşamadım.Alışmam gereken sadece ayarlar bölümü ve android’in kendine göre olan jargonları oldu.

Launcher başarılı.Tema seçenekleri yeterli ve çekmece denilen bir özellikle ios gibi ayarlanabiliyor.

Ayarlar bölümüne alışmak gerekiyor nedeni ise apple’ın kullanıcılarına birçok özelliği kapatmış/paketlemiş olmasından dolayı detaylar görülemiyor.Biraz bilgisayar ve teknik konulara hobi düzeyinde ilgisi olan kullanıcılar rahatlıkla uyum sağlayacaktır.

Bu anlamda Andorid ios’a göre daha özgür ve kullanıcıların kontrol edebildiği bir dünya.

Şuana kadar tek aradığım uygulama imovie oldu.Bunun da alternatifleri tabi ki mevcut.

Telefon açıldığında ilk yaptığım şey kullandığım uygulamaları yüklemek oldu.

Twitter,Linkedin,İnstagram,whatsapp,Google+,Dropbox,evernote,Box,OneNote,Buffer,Canva,Adobe,
Uber gibi kullandığım daha birçok uygulamayı güvenli bir şekilde yükledim.

E-posta programı olarak da Gmail uygulamasını tercih ettim. POP3,İMAP 6 farklı hesaba sahip olduğum için hepsini bu uygulamada rahatlıkla birleştirebildim. Outlook kullanmadım.Sol menüsü karışık ve gelen postalar ikonlardan dolayı tek bir ekranda net anlaşılmıyordu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Rehberi icloud üzerinden dışarı aktarmak ve yeni telefon rehberine kaydetmek ise son derece kolaydı.

Bu arada Huawei markasının resim,video gibi eski telefonda olan verileri yenisine aktarmak için phone clone adında güzel bir uygulaması olduğunu da paylaşmak isterim.Ben kullanmayı tercih etmedim.

Uzun yıllar İphone kullandığım için beynim Apple’ın belirlediği zil ve bildirim seslerine göre kodlanmıştı.Doğal olarak mail,sosyal medya,whasapp gibi uygulamaların yeni bildirim seslerine adaptasyon belirli bir zaman alıyor.

Yine telefon ilk açılışında eski bildirim alışkanlığınıza göre Android telefonda bildirimlerini ayarlamanız gerekiyor. iOS’ta olduğu gibi uygulamaların üzerinde sayı olarak gösterilen rozetler olan uygulamalar olduğu gibi(whatsapp,Linkedin) olmayanlar da(instagram,twitter) var.

Telefonun ana ekranındayken yeni hangi bildirimleri aldığınızı tam olarak anlayamayabilirsiniz. Kullandığım EMUI arayüzlü Android telefonda telefonun üst bölümünden aşağıya doğru çektiğinizde tüm bildirimleri de görebiliyorsunuz.Tercih ettiğiniz uygulama bildirimlerini de örneğin Sağlık,fitness,Evernote hızlı not ekle gibi buradaki bildirim alanına sabitleyebiliyorsunuz.

Klavye olarak swiftkey’i yükledim ancak Google’ın Gboard’unu kullanmayı tercih ediyorum. Kendimi iostan daha hızlı yazarken bulduğumu belirtmek isterim.Tabi ekranın daha büyük olması ve kalın parmaklarımın daha az tombul parmak hatası yapmasının da önemli bir etkisi var.

Gboard zaman geçtikçe öğreniyor ve işinizi daha kolaylaştırıyor.

Uygulama özelinde bir değerlendirme yapacak olursam,burada da sonuçlar oldukça tatmin edici.Çünkü,kullandığım uygulamaların birçoğu resimler,bulut depolama seçenekleri gibi önemli araçlarla çok daha iyi bir entegrasyon içinde.

Örneğin;anroid twitter uygulamasında bir resim eklemek çok daha kolay ve kullanışlı.Bulut depolamadan direkt olarak bir resmi ekleyebiliyorsunuz.

Twitter Android uygulamasında menüler üst tarafta. En kötü kısmı ise ios’ta olan ama android uygulamasında olmayan ise daha önce post olarak paylaşılmış bir videoyu tekrar paylaşma imkanının olmaması.

Genel olarak,benim kullandığım uygulamalar özelinde Android versiyonları arayüz ve derinliği açısından ios uygulamalarında göre iyi bir kullanıcı deneyimi,kolaylık sunuyor.Bu açıdan çok beğendim.

Bir tek Buffer hariç. Buffer ios versiyonu daha iyi.

 

 

 

Yazım,Yeni telefon alacak kişilere veya yüksek ücret ödemeden fiyat/performans açısından pişman olmak istemeyenlere umarım yardımcı olur.Amacımın, kendi deneyimlerinden ve yaşanmışlıklarımdan oluşan bilgiyi objektif ve hiçbir markaya zarar vermeden paylaşmak olduğunu da tekrar belirtmek isterim.

Benim gibi ios’tan Android’e geçmekte endişe duyanların bence hiç endişelenmesine gerek yok, rahatlıkla geçebilirler.

Sonuç olarak,her kullanıcı kendi süzgecinden geçirerek kendine göre en doğru kararı verecektir.
Ben teknik bir uzman değilim ancak teknoloji alanında uzun yıllar geçirmiş deneyimli bir profesyonel olarak kullanıcı deneyimi açısından değerlendirebilirdim ve öyle de yaptım.

Sevgi ve Saygılarımla,

Turgut Erkaynak

İnsanlar Robotlar Nedeniyle İşsiz mi Kalacak?

Turgut Erkaynak: İnsanlar Robotlar Nedeniyle İşsiz mi kalacak?

Teknoloji ile Hayatımıza Giren AI yani Yapay Zeka İnsanları İş ve Güvenlik Anlamında Endişelendiriyor!

İnsanlar Robotlar Nedeniyle İşsiz mi Kalacak?

Son yıllarda inanılmaz bir hızla gelişen Teknoloji ile birlikte hayatımıza giren AI (Artificial Intelligence ) yani Yapay Zeka hemen her yerde yazılır ve konuşulur durumda.

AI temelli Robot Gelişimleri insanları şimdiden iş ve güvenlik anlamında endişelendirir oldu.

Şuanda bile bir otelde bilgi veren/servis yapan ,tuğla döşeyen,mutfakta yemek yapan,büyük depolarda lojistik süreçlerde aktif rol oynayan,fabrikalarda karanlıkta,aydınlıkta gece gündüz hiç hata yapmadan ve birbirine de öğreterek çalışan, birim maliyetlerin çok daha düşük olmasını sağlayan robotlar artık hayatımızda.

Dolayısıyla bu durum insanları işsiz kalabiliriz düşüncesiyle kaygılandırır oldu.

Yapay Zekayı (Artificial Intelligence AI ), Robot Teknolojilerini konuştuğumuz 2017 yılıyla, 1800’ün 2.yarısında ortaya çıkan Sanayi Devrimi bana göre bazı benzerlikler gösteriyor.
Sanayi Devrimiyle ortaya çıkan yeni buluşlar,üretime olan etkileri ve buhar gücüyle çalışan makinelerin makineleşmiş endüstriyi oluşturmasıyla günümüzde yaşanmaya başlayan teknolojik süreç sizce de benzemiyor mu?

İnsanlar o gün de acaba işsiz mi kalacağız endişelerini yaşamış ve bugün de yine aynı konu gündemde.

Gerçekten insanlar yakın gelecekte işsiz mi kalacak?

Geçmişi bilmeden Geleceğe hazır olunması mümkün değil.Bu nedenle geçmişteki Sanayi Devrimi gibi kırılma noktalarının ortaya çıkış nedenlerini,eksiklerini anlamak bugün ve gelecek için avantaj sağlar.

İnsan bilmediğinden korkar ve çekinir.Korkuya gerek yok ve korkmayalım.
Sadece Geleceğe hazır olalım.Hazır olmak için de öğrenelim,kendimizi her zaman geliştirelim.

Uzmanlara , fütüristler ve bana göre de geçmişte yaşandığı gibi eğer insanlar kendini geliştirirse işsiz kalmayacak.

Robotlar ağırlıklı olarak niteliksiz iş gücünün yerine geçecek.Hata oranları,maliyetler büyük ölçüde düşecek.Çin bu nedenle Avrupa’da birçok AI ve Teknoloji şirketi satın almaya başladı bile.

Değişmeyen tek şeyin Değişim olduğu dünyada nitelikli iş gücü ve insan iş dünyasında var olmaya devam edecek.

Örneğin;10 yıl önce Sosyal Medya&ortaya çıkan iş fırsatları yoktu.

Gelecekte Z Kuşağının çalışacağı işlerin %65’i An itibariyle dünyada mevcut değil

Birkaç örnek paylaşıyorum:

  • Dijital Duyu Geliştirici ( 20 yıl sonra -Bilişim )
  • Robot Tamircisi ( 20 yıl-Bilişim-Elektronik )
  • Sanal Gerçeklik Mimarı ( 20 yıl-Bilişim )
  • İklim Düzenleyici ( 40 yıl-Çevre )
  • Kayıp Tür Canlandırıcısı Genetik (40 yıl/Botanik/Zooloji
  • 60 yaş üstü Head Hunter ( 20 yıl -İş Dünyası)
  • Dijital Veri Çöpçüsü ( 10 yıl -Bilişim )
  • Mutluluk Tasarımcısı ( 20 yıl-Toplum/Bilişim )

 

Bu nedenle tekrar etmekte bir kez daha fayda var.

Geçmişi bilmeden Geleceğe hazır olunması mümkün değil.Bu nedenle geçmişteki Sanayi Devrimi gibi kırılma noktalarının ortaya çıkış nedenlerini,eksiklerini anlamak bugün ve gelecek için avantaj sağlar.

İnsan bilmediğinden korkar ve çekinir.Korkuya gerek yok ve korkmayalım.
Sadece Geleceğe hazır olalım.Hazır olmak için de öğrenelim,kendimizi her zaman geliştirelim.

Bir başka yazımda görüşmek üzere.

NOT: Bu arada yakın zamanda yayınladığım “Ücretsiz Trafik Artırma Tüyoları

e-book’una buradan ulaşabilirsiniz.

Sevgi ve Saygılarımla,

Turgut Erkaynak