Zaman Tek Geçerli Ölçü Birimi

Zaman,Tek Geçerli Ölçü Birimidir.

Zaman…Ne kadar sahip olduğumuzu bilmediğimiz ve aslında göreceli bir kavram olan zaman…

Göreceli diyorum çünkü Zamanın objektif olarak var olup olmadığı, fiziğin en önemli ve çözülemeyen konularının başında gelir.

Zamanın akıp akmadığı veya hangi yönde aktığı da aynı şekilde fiziğin en tartışmalı konulardandır.

Dünyada geçen bir dakikayla uzayda geçen aynı dakikanın farklı olması.

Dünyadan açık bir gökyüzüne baktığımızda gördüğümüz bir yıldızın aslında geçmişteki haline bakıyor olmamız…


Zaman bir çok filme de konu olmuştur ve izleyenleri etkileyerek oldukça düşündürmüştür de.

Sinemada Zaman denildiğinde ilk akla gelen ve geçtiğimiz aylarda 2015 yılına yolculuk yaptıkları için tekrar gündeme gelen Geleceğe Dönüş serisidir. 80 ve 90’ları kasıp kavuran bu epik eserlerin o dönemi yaşamış olanlar üzerinde bambaşka bir etkisi vardır.

 

Intime filminden bir görsel


In time filminde Zaman,tek geçerli ölçü birimi olarak karşımıza çıkar. Daha fazla zaman için çalışmak ve kazanmak zorundasınızdır.Zenginliğin bir yansımasıdır aynı zamanda.
Herkesin sahip olduğu zamanı çok iyi yönetmesi gereken filmde eğer sahip olduğunuz zamanı kötü yönetiyorsanız bu sizin için hayatınızın son bulması anlamına gelmektedir.

Interstellar (Yıldızlar Arası),son dönemde zaman ve bükülmesiyle ilgili çarpıcı filmeler arasındaki yerini aldı.Bir gezegende sadece 15 dakika kalıp döndüklerinde arkadaşlarının 20-25 yıl yaşlanmış olarak bulmalar zamanın göreceliğine yönelik olarak çok ilginçti.

Terminatör,Zaman makinası,Planet of the Apes,Midnight In Paris  gibi birçok filmle listeyi uzatmak mümkün.

Peki bu kadar önemli bir kavramı iyi yönetebiliyor muyuz?


Birçoğumuz iş yaşamında zaman yönetimi adı altında eğitim almışızdır ve belirli bir fikrimiz vardır. Acil ve önemli, acil ama önemsiz yaklaşımları zaman yönetimi eğitimlerinden hatırlanan kelimelerdir her zaman.

Peki öğrendiğimiz bu bilgileri ne kadar uyguluyoruz?Ne kadar özümsüyor ve yaşam biçimi olarak kullanıyoruz?

En iyi stratejiyi belirlemiş olsak da yeterli değildir, onun uygulanması da önemlidir.

Uygulanabilen ortalama bir strateji uygulanmayan en iyi stratejiden daha iyidir.

Dolayısıyla,bilmemiz ve eğitim almış olmamız yeterli değildir, kesinlikle uygulamaya geçmeliyiz.

Zamanımızı daha verimli ve iyi yönetebilmemiz için her şeyden önce kendimizi iyi tanımamız gereklidir.

Her bireyin verimli olduğu saatler farklılık gösterebilir.

Çevremizden hep duyarız : ”Ben geceleri daha iyi çalışabiliyorum,konsantre olabiliyorum” ”Sabahları daha şehir uyanmamışken stratejik konulara eğilmeyi tercih ediyorum” vb .

İnsanın bütünüyle kendini tanıması zor olsa bile, kendisini yine en iyi kendisi tanır.


Yani zamanımızı daha iyi yönetmek istiyorsak her konuda olduğu gibi ilk önce kendimizi tanımakla başlamalıyız.

Herkesin verimli olduğu zaman farklılık gösterebilir ancak bir enerji çemberi gereklidir.

Kendimize bir enerji çemberi çizmeliyiz. Günün en iyi ve en verimli zamanını tespit etmeliyiz.

Dünya bankasının Amerika’da yaşayanlar üzerinden yaptırdığı özel bir araştırmaya göre ortalama bir insan 78 yıl yaşıyor. Bu sürenin 28.3 yılında uyuyor,10.5 yıl çalışıyor,4 yılı yeme içmeyle geçiyor. Geriye kendimiz için sadece 9 yıl kalıyor.

Bu kadar limitli bir zaman kalmışken biz bu kalan zamanımızı nasıl geçireceğiz veya bu zamanı arttırmak için neler yapmalıyız?

Tabi ki bizim odak noktamız şuanda iş yaşamında geçirdiğimiz zamanla ilgili olacak ve bu alandaki verimliliğimizi arttırmaya yönelik bazı noktaları sizlerle paylaşacağım.

Her şeyden önce çok iyi bir planlama yapmalı ve başkalarından önce kendimizi yönetmeliyiz.

Günümüzü,haftamızı,ayımızı,çeyreklik dilimlerdeki aksiyonlarımızı alternatifli olarak planlanarak ilerlenmesi verimliliğinizi arttıracaktır.Alternatifli planın olmaması yani bir B planının olmaması olası sapmalarda tekrar durum değerlendirmesi vb gerektireceğinden ek zamanlara ve maliyetlere yol açacaktır.

Yapılacak işleri veya konuları hemen yapmanızı ve ertelememenizi tavsiye ederim.Yapılması gereken son tarih yaklaştıkça her ertelediğimiz işin bize stres ve baskı olarak geri döndüğünü aklımızın bir köşesinde tutmamız yararlı olacaktır.

Eğitim-öğretim hayatımızda birçoğumuzun yaşadığı gibi.İlkokuldan başlayarak,üniversiteye ve iş yaşamımıza kadar yapılması gereken ödevler,sunumlar,teslim edilecek projeler gibi.Bazıları hep son güne mi kalıyor yoksa 🙂 kendimize bir yolculuk yaparak verimliliğimizi ve yönetim tarzımızı tekrar değerlendirmek sanırım iyi olur 🙂

Şuanda eğer çalışıyorsanız katıldığınız toplantıları bir düşünün.Toplantılarınız belirlenen saatte başlıyor mu yoksa sarkma oluyor mu? Zamanında başlamayan veya çok uzun sürmesine rağmen çıktısı olmayan toplantılar acaba bir zaman tuzağı olabilir mi?

Apple’ın kurucusu Steve Jobs ve Facebook’un CEO’su Zuckerberg siyah ve gri tek tip giyinmeyi tercih eden ve dünyaya geliştirdikleri ürünlerle yön veren kişiler.

Steve Jobs ve Zuckerberg neden hep aynı renk giysileri giyiyorlardı?

Bu konuda kendisine sorulan bir soruya Zuckerberg aynen şöyle cevap vermişti :
”Ne giyeceğini seçmek, kahvaltıda ne yiyeceğini düşünmek gibi küçük kararların bile enerji tüketen şeyler olduğunu ve insanı yorduğunu düşündüğünü ve Facebook gibi büyük bir topluluğun yönetimi ve Facebook’un dünyayı birbirine bağlamak amacıyla çözülmesi gereken çok daha büyük problemler olduğunu belirtmişti.”.

Jobs’ın da nedeni aslında benzer sadece çıkış noktası farklı:

Steve Jobs, 80’li yıllarda Japonya’ya yaptığı bir ziyarette, Sony’nin başkanı Akio Morita‘dan önemli bilgiler almıştı. Fabrikada neden herkesin aynı kıyafetleri giydiğini soran Jobs, Sony’den Japonya’daki savaş yılları sonrasında yaşanan kıtlık sebebiyle, şirketlerin çalışanlarına giyecekleri standart kıyafetler dağıtmaya başladıklarını, sonrasında da bunun bir gelenek haline geldiğini ve şirketin imzası niteliği taşımaya başladığını anlatmıştı.

Buraya dikkat böylece işçiler, işe geldiklerinde ne giyeceklerini düşünmek zorunda da kalmayarak, enerjilerini tamamen işlerine yoğunlaştırabiliyorlardı.

Aslında her ikisi de seçimlerini azaltarak,kendisine ömürlerinde kalan 9 yılı verimli ve sonuç odaklı yönetmeyi tercih ediyordu.Garip olan ise çevrelerince ise farklı,radikal olarak değerlendiriliyordu..Uyguladıkları verimlilik metodu çok basit ve yalındı.80-20 kuralıyla birlikte şirketlerine ve kendilerine en fazla katkıyı sağlayacak konularda odaklanmışlardı.

Gereksiz işlere,verimsiz toplantılara zaman harcamayarak sonuca yönelik konulara zaman harcamayı tercih ediyorlardı.

Peki şimdi soralım:Acaba garip olan onlar mı yoksa….

Yazımı yazarken bir kez daha anladım ki zaman yönetimi klişeleşmiş bir eğitim programı kesinlikle değildir.Ve tekrar tekrar anlıyorum ki bir yazıda özetlenebilecek bir konu hiç değildir 🙂 Sanırım 2.,3.bölümlerini yazmalıyım.

Zaman yönetimi metodları çağın değişimleriyle birlikte kendini yenileyen ve geliştiren bir sistem gerektirir.
5 yıl önce bir eğitimde anlatılan ile şimdi anlatılanlar arasında mutlaka bir fark olmalıdır.

Her şeyden önce teknoloji gelişiyor ve 5 yıl önce olmayan verimlilik araçları şuanda mevcut.

Örneğin;Apple’ın Dikte özelliği metni yazmadan, sesli olarak girmenizi sağlar.

Örneğin;Google sesle yazma özelliği ve chrome eklentisi gibi.

Veya hepimizin kullandığı outlook’taki bayrak ekleme ve hatırlatma,renklerle kategorize etme araçları gibi.

Yazımı;çok beğendiğim ve evrende bir kum tanesi olduğumuzu somut olarak gösteren bir videoyla bitiriyorum.

Videoyu izlerken kaç ışık yılı zamanda nereye gidildiğine dikkat etmenizi tavsiye ediyorum.

1 Işık Yılı yaklaşık 5,878 625 trilyon mil ve Samanyolu galaksisinin(içinde Güneş sistemininde olduğu gök ada) çapı 100.000 ışık yılı kadar.

Samanyolu’nun komşu galaksilerinden Andromeda, bize 2,3 milyon ışık yılı
Bilmem anlatabildim mi:)

Zaman,göreceli ve nereye doğru aktığı tartışma konusu olan kavram…

Devamı bir sonraki yazımda…Görüşmek üzere.

Zamana anlam katmak için…

Sevgi ve Saygılarımla,

Turgut Erkaynak